Orman; ağaçlarla birlikte diğer bitkiler, hayvanlar, mikroorganizmalar gibi canlı varlıklarla toprak hava, su , ışık ve sıcaklık gibi fiziksel çevre faktörlerinin birlikte oluşturdukları karşılıklı ilişkiler dokusunu simgeleyen bir ekosistemdir.Orman; beş metreden daha boylu orman ağaçlarının baskın olduğu ve birbirlerini etkileyecek sıklıkta bulunduğu, kendine özgü iklim ve toprak koşulları oluşturduğu bir yaşam birliğidir. Orman; bitki köklerinin etkileyebildiği 1-2 metre toprak derinliğinden ağaçların birkaç metre yukarısına kadar uzanan ve en az bir hektar alan kaplayan bir varlıktır...
Ormanı oluşturan sonsuz sayıdaki tüm madde ve olaylar birbirleriyle karşılıklı ilişki ve etkileşim halindedirler. Bu haliyle orman, çok sayıda bitki ve hayvan populasyonlarından oluşan bir yaşama ortaklığı, bir yaşam birliği, bir ekosistem ve hatta büyük bir canlı organizma olarak tanımlanmaktadır.
Ormanın baskın elemanı ağaçlardır... Bu nedenle orman, ancak orman ağaçlarının toplu halde yaşayabildiği bir ortamda kurulabilir.
10 Ağustos 2007 Cuma
Çevre Nedir ?
Çevre; insanların ve diğer canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları fiziki, biyolojik, sosyal, ekonomik ve kültürel ortamdır.Bir başka ifade ile çevre, bir organizmanın var olduğu ortam yada şartlardır ve yeryüzünde ilk canlı ile birlikte var olmuştur. Sağlıklı bir yaşamın sürdürülmesi ancak sağlıklı bir çevre ile mümkündür. Bir ilişkiler sistemi olan çevrenin bozulması ve çevre sorunlarının ortaya çıkması, genellikle insan kaynaklı etkenlerin doğal dengeleri bozmasıyla başlamıştır.
İnsan yaşamı çeşitli dengeler üzerine kurulmuştur. İnsanın çevresiyle oluşturduğu doğal dengeyi meydana getiren zincirin halkalarında meydana gelen kopmalar, zincirin tümünü etkileyip, bu dengenin bozulmasına sebep olmakta ve çevre sorunlarını oluşturmaktadır.
İnsanların çevre açısından karşı karşıya kaldığı başlıca problemler şöyle özetlenebilir:
1. Hava, su ve topraklarımızın her geçen gün artan oranlarda kirlenmesi ve önemli bir kısmının kullanılamaz hale gelmesi,
2. Özellikle Büyükşehir ve sanayi bölgelerinin çevre kirliliği sebebiyle yaşanamaz hale gelmesi,
3. Ozon tabakasının delinmesi,
4. Yerkürenin giderek ısınması,
5. Kanser ve benzeri hastalıkların artması,
6. Doğal kaynakların hızla tüketilmesi..
İnsan yaşamı çeşitli dengeler üzerine kurulmuştur. İnsanın çevresiyle oluşturduğu doğal dengeyi meydana getiren zincirin halkalarında meydana gelen kopmalar, zincirin tümünü etkileyip, bu dengenin bozulmasına sebep olmakta ve çevre sorunlarını oluşturmaktadır.
İnsanların çevre açısından karşı karşıya kaldığı başlıca problemler şöyle özetlenebilir:
1. Hava, su ve topraklarımızın her geçen gün artan oranlarda kirlenmesi ve önemli bir kısmının kullanılamaz hale gelmesi,
2. Özellikle Büyükşehir ve sanayi bölgelerinin çevre kirliliği sebebiyle yaşanamaz hale gelmesi,
3. Ozon tabakasının delinmesi,
4. Yerkürenin giderek ısınması,
5. Kanser ve benzeri hastalıkların artması,
6. Doğal kaynakların hızla tüketilmesi..
Başlıca Sera gazları
Doğal sera gazları (su buharı (H2O), CO2, CH4, N2O ve ozon (O3)) ile endüstriyel üretim sonucunda ortaya çıkan florlu bileşikler, atmosferdeki sera etkisini düzenleyen temel maddelerdir.UNFCCC Sözleşmesi, 1987 tarihli Birleşmiş Milletler Ozon Tabakasının Korunması Sözleşmesi Montreal Protokolü ile kontrol altına alınamayan bütün sera gazlarını içermektedir. Buna karşılık Kyoto Protokolü’nde 6 adet sera gazı kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır. * Karbon dioksit (CO2 )
* Metan (CH4 )
* Diazot monoksit (N2O)
* Hidroflorokarbonlar (HFCs)
* Perflorokarbonlar (PFCs)
* Kükürt heksaflorid (SF6 )
Atmosferdeki karbon dioksit ve diğer sera gazlarının ulaştığı birikim düzeyi, sanayi devriminden bu yana hızla yükselmiştir. Atmosferdeki sera gazı birikimlerinin artmasına en başta fosil yakıt kullanımı, ormansızlaşma ve diğer insan etkinlikleri yol açmış; ekonomik büyümeyle nüfus artışı bu süreci daha da hızlandırmıştı.
iklimlerdegisiyor.info adresinden alınmıştır.
* Metan (CH4 )
* Diazot monoksit (N2O)
* Hidroflorokarbonlar (HFCs)
* Perflorokarbonlar (PFCs)
* Kükürt heksaflorid (SF6 )
Atmosferdeki karbon dioksit ve diğer sera gazlarının ulaştığı birikim düzeyi, sanayi devriminden bu yana hızla yükselmiştir. Atmosferdeki sera gazı birikimlerinin artmasına en başta fosil yakıt kullanımı, ormansızlaşma ve diğer insan etkinlikleri yol açmış; ekonomik büyümeyle nüfus artışı bu süreci daha da hızlandırmıştı.
iklimlerdegisiyor.info adresinden alınmıştır.
İklim Değişikliği Nedir ?
İklim değişiyor, dünya ısınıyor. Bilim adamları kuraklık, seller ve olağanüstü hava koşulları konusunda sürekli olarak uyarılarda bulunuyor. Giderek artan etkilerin en büyük sebebi ise insan.8 Maddeden oluşan bu içerikte, iklim değişikliği konusunda bilgi sahibi olacağız.
İklim değişikliği nedir? Sera etkisi nedir? Isınmanın Kanıtı ne ? Sıcaklık ne kadar yükselecek sorularının cevabı burada.
1) İklim değişikliği nedir?
Dünyanın ısısı düzenli olarak artıyor. Küresel ortalama yüzey ısısı şu anda 15 santigrat derece civarında. Jeolojik ve diğer bilimsel kanıtlar, geçmişte yüzey ısısının en yüksek 27 santigrat, en düşük de 7 santigrat derece olduğunu gösteriyor.
Fakat bilim adamları doğal dengenin, insanlardan kaynaklanan yoğun bir ısınma süreciyle bozulduğunu ve bu durumun dünyadaki hayatın büyük bölümünün tabi olduğu iklimin istikrarı için önemli çıkarımlara yol açacağını söylüyor.
2) Sera etkisi nedir?
Sera etkisi, atmosferde oluşan bir tabakanın yarattığı etki. Bu tabaka Güneş'ten gelen ışınların dünyadan yansıdıktan sonra tekrar atmosferin dışına çıkmasını engelliyor. Sera etkisi olmasaydı dünya son derece soğuk bir gezegen haline gelirdi.
Sera etkisini artırarak dünyanın normalden fazla ısınmasına neden olan gazlardan bazıları karbondioksit, metan ve azotoksit. Bu gazlar modern endüstride ve tarımda kullanılıyor, fosil yakıtların yanmasıyla açığa çıkıyor.
Atmosferin konsantrasyonu her geçen gün artıyor. Örneğin atmosferdeki karbondioksit konstanstrasyonu 1800'lü yıllardan beri yüzden 30'dan daha yüksek bir seviyede arttı.
Bilim adamlarının büyük bir çoğunluğu sera etkisi yaratan gazların salımındaki artışın, dünyanın ısısının yükselmesine neden olacağını düşünüyor.
3) Isınmanın kanıtı ne?
Sıcaklık kayıtları 19'uncu yüzyıl sonlarında tutulmaya başlandı. Ortalama küresel sıcaklık 20'nci yüzyılda yaklaşık 0.6 santigrat derece arttı. Sıcaklığın artmasıyla buzulların erimesi nedeniyle deniz seviyeleri de 10-20 santinmetre arasında yükseldi.
Arktik deniz buzları, son birkaç 10 yılın yaz ve sonbahar döneminde yaklaşık yüzde 40'a varan oranda inceldi. Buna karşılık Antarktika'nın bazı bölümleri daha da soğudu. Yüzey ısısı ve troposferdeki ısı arasında bazı çelişkiler göze çarpıyor.
4) Sıcaklık ne kadar yükselecek?
Sera etkisi yaratan gazların salımı engellenmezse, 2100'e kadar ortalama küresel sıcaklık 1.4-5.8 santigrat derece artacak. Olayın vehameti şöyle açıklanabilir: Medeniyetin ortaya çıkışından beri küresel ortalama sıcaklık sadece 1 santigrat derece arttı.
Sera etkisi yaratan gazların salımı hemen kesilse bile, bilim adamları etkinin uzun bir süre daha devam edeceğini söylüyor. Çünkü büyük buz ve su parçalarını da içeren iklim sisteminin normale dönmesi yüzlerce yıl alabilir.
Bazı bilim adamları, Grönland buzullarında yaşanan erimenin hemen önlem alınsa bile geri dönülmez olduğunu düşünüyor. Yüzlerce yıl sürecek bu işlem, deniz seviyelerinde yedi metrelik bir yükselmeye neden olabilir.
5) Hava durumu ne olacak?
Küresel anlamda çok daha sert hava olayları ortaya çıkacak. Kıyı bölgelerde yağış miktarı artarken, iç bölgelerde sıcak havanın etkisiyle kuraklık baş gösterecek.
Artan fırtınalar ve deniz seviyeleri nedeniyle daha çok sel meydana gelecek. Bununla birlikte, hava sıcaklıkları bölgelere göre çok büyük farklılıklar gösterecek. Ve bu durumun sonuçları tahmin edilmeyecek kadar güç.
6) Etkileri neler olacak?
Tatlı su kaynaklarının azalması, gıda üretimi koşullarındaki genel değişiklikler ve seller, fırtınlar, sıcak dalgaları ve kuraklık nedeniyle ölümlerde yaşanacak artış gibi potansiyel tehlikeler gündeme gelecek.
Bu durum en çok, hızlı iklim değişimine karşı hazırlık yapamayan yoksul ülkeleri etkileyecek.
Yaşam alanlarının hızlı değişimine ayak uyduramayan birçok bitki ve hayvan türünün nesli yok olacak. Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre, sıtma ve yetersiz beslenme gibi nedenlerden milyonlarca kişi ölümle yüz yüze gelecek.
7) Ne bilmiyoruz?
Isınmaya insan etkisinin ne kadar olduğunu ve ısınmanın zincirleme etkilerinin neler olabileceğini bilmiyoruz.
Küresel ısınma, sabit buzulların erimesi ile sera etkisi yaratan metan gazının yüksek miktarda salımı gibi, gelecekte ısınmayı tetikleyecek değişikliklere yol açabilir.
Daha sıcak koşullar nedeniyle büyüme hızları artan bitkilerin, büyüdükçe atmosferden daha çok karbondioksit çekmesi gibi ısınmayı hafifletici etkiler de olabilir.
Ancak bilim adamları, karmaşık dengenin, bu olumlu ve olumsuz etkilere nasıl bir tepki verebileceği konusunda emin değil.
8) Şüpheciler ne diyor?
Küresel ısınmaya şüpheyle yaklaşanlar bile dünyanın giderek ısındığını inkar etmiyor. Şüphelerinin dayanağını, küresel ısınma etkisinin insan aktiviteleri nedeniyle ortaya çıkmış olması.
Bazıları şu an tanık olduğumuz değişikliklerin olağandışı olmadığını söylüyor. Buna en büyük dayanakları ise insan var olmadan önce küresel iklim koşullarında yaşanmış olan değişiklikler.
Bazı şüpheci bilim adamları, ısınmayı bir süredir Güneş'te olan yüksek aktivitelere bağlıyor. Bununla beraber, iklimin doğal değişimlerinin en tepesinde bile bir şeyler olduğu ve bunda insanın suçlanması gerektiği yönünde görüşbirliği artıyor.
İklim değişikliği nedir? Sera etkisi nedir? Isınmanın Kanıtı ne ? Sıcaklık ne kadar yükselecek sorularının cevabı burada.
1) İklim değişikliği nedir?
Dünyanın ısısı düzenli olarak artıyor. Küresel ortalama yüzey ısısı şu anda 15 santigrat derece civarında. Jeolojik ve diğer bilimsel kanıtlar, geçmişte yüzey ısısının en yüksek 27 santigrat, en düşük de 7 santigrat derece olduğunu gösteriyor.
Fakat bilim adamları doğal dengenin, insanlardan kaynaklanan yoğun bir ısınma süreciyle bozulduğunu ve bu durumun dünyadaki hayatın büyük bölümünün tabi olduğu iklimin istikrarı için önemli çıkarımlara yol açacağını söylüyor.
2) Sera etkisi nedir?
Sera etkisi, atmosferde oluşan bir tabakanın yarattığı etki. Bu tabaka Güneş'ten gelen ışınların dünyadan yansıdıktan sonra tekrar atmosferin dışına çıkmasını engelliyor. Sera etkisi olmasaydı dünya son derece soğuk bir gezegen haline gelirdi.
Sera etkisini artırarak dünyanın normalden fazla ısınmasına neden olan gazlardan bazıları karbondioksit, metan ve azotoksit. Bu gazlar modern endüstride ve tarımda kullanılıyor, fosil yakıtların yanmasıyla açığa çıkıyor.
Atmosferin konsantrasyonu her geçen gün artıyor. Örneğin atmosferdeki karbondioksit konstanstrasyonu 1800'lü yıllardan beri yüzden 30'dan daha yüksek bir seviyede arttı.
Bilim adamlarının büyük bir çoğunluğu sera etkisi yaratan gazların salımındaki artışın, dünyanın ısısının yükselmesine neden olacağını düşünüyor.
3) Isınmanın kanıtı ne?
Sıcaklık kayıtları 19'uncu yüzyıl sonlarında tutulmaya başlandı. Ortalama küresel sıcaklık 20'nci yüzyılda yaklaşık 0.6 santigrat derece arttı. Sıcaklığın artmasıyla buzulların erimesi nedeniyle deniz seviyeleri de 10-20 santinmetre arasında yükseldi.
Arktik deniz buzları, son birkaç 10 yılın yaz ve sonbahar döneminde yaklaşık yüzde 40'a varan oranda inceldi. Buna karşılık Antarktika'nın bazı bölümleri daha da soğudu. Yüzey ısısı ve troposferdeki ısı arasında bazı çelişkiler göze çarpıyor.
4) Sıcaklık ne kadar yükselecek?
Sera etkisi yaratan gazların salımı engellenmezse, 2100'e kadar ortalama küresel sıcaklık 1.4-5.8 santigrat derece artacak. Olayın vehameti şöyle açıklanabilir: Medeniyetin ortaya çıkışından beri küresel ortalama sıcaklık sadece 1 santigrat derece arttı.
Sera etkisi yaratan gazların salımı hemen kesilse bile, bilim adamları etkinin uzun bir süre daha devam edeceğini söylüyor. Çünkü büyük buz ve su parçalarını da içeren iklim sisteminin normale dönmesi yüzlerce yıl alabilir.
Bazı bilim adamları, Grönland buzullarında yaşanan erimenin hemen önlem alınsa bile geri dönülmez olduğunu düşünüyor. Yüzlerce yıl sürecek bu işlem, deniz seviyelerinde yedi metrelik bir yükselmeye neden olabilir.
5) Hava durumu ne olacak?
Küresel anlamda çok daha sert hava olayları ortaya çıkacak. Kıyı bölgelerde yağış miktarı artarken, iç bölgelerde sıcak havanın etkisiyle kuraklık baş gösterecek.
Artan fırtınalar ve deniz seviyeleri nedeniyle daha çok sel meydana gelecek. Bununla birlikte, hava sıcaklıkları bölgelere göre çok büyük farklılıklar gösterecek. Ve bu durumun sonuçları tahmin edilmeyecek kadar güç.
6) Etkileri neler olacak?
Tatlı su kaynaklarının azalması, gıda üretimi koşullarındaki genel değişiklikler ve seller, fırtınlar, sıcak dalgaları ve kuraklık nedeniyle ölümlerde yaşanacak artış gibi potansiyel tehlikeler gündeme gelecek.
Bu durum en çok, hızlı iklim değişimine karşı hazırlık yapamayan yoksul ülkeleri etkileyecek.
Yaşam alanlarının hızlı değişimine ayak uyduramayan birçok bitki ve hayvan türünün nesli yok olacak. Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre, sıtma ve yetersiz beslenme gibi nedenlerden milyonlarca kişi ölümle yüz yüze gelecek.
7) Ne bilmiyoruz?
Isınmaya insan etkisinin ne kadar olduğunu ve ısınmanın zincirleme etkilerinin neler olabileceğini bilmiyoruz.
Küresel ısınma, sabit buzulların erimesi ile sera etkisi yaratan metan gazının yüksek miktarda salımı gibi, gelecekte ısınmayı tetikleyecek değişikliklere yol açabilir.
Daha sıcak koşullar nedeniyle büyüme hızları artan bitkilerin, büyüdükçe atmosferden daha çok karbondioksit çekmesi gibi ısınmayı hafifletici etkiler de olabilir.
Ancak bilim adamları, karmaşık dengenin, bu olumlu ve olumsuz etkilere nasıl bir tepki verebileceği konusunda emin değil.
8) Şüpheciler ne diyor?
Küresel ısınmaya şüpheyle yaklaşanlar bile dünyanın giderek ısındığını inkar etmiyor. Şüphelerinin dayanağını, küresel ısınma etkisinin insan aktiviteleri nedeniyle ortaya çıkmış olması.
Bazıları şu an tanık olduğumuz değişikliklerin olağandışı olmadığını söylüyor. Buna en büyük dayanakları ise insan var olmadan önce küresel iklim koşullarında yaşanmış olan değişiklikler.
Bazı şüpheci bilim adamları, ısınmayı bir süredir Güneş'te olan yüksek aktivitelere bağlıyor. Bununla beraber, iklimin doğal değişimlerinin en tepesinde bile bir şeyler olduğu ve bunda insanın suçlanması gerektiği yönünde görüşbirliği artıyor.
Al Gore istanbul'a Geliyor
An Inconvenient Truth ( Uygunsuz Gerçek) filminin başrol oyuncusu Al Gore, Garanti Bankası'nın davetlisi olarak Türkiye'ye geliyor.15 Yıldır Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF-Türkiye)'nin ana sponsoru olan Garanti Bankası, ABD'de bir zamanlar başkanlığa adaylığını koymuş Al Gore'yi Türkiye'ye davet etti.Al Gore, küresel ısınma ile ilgili bir konferansa katılacak. 250.000 dolar alacak olan AL Gore'nin bu parayı çevre örgütlerine bağışlayacağı düşünülüyor.Al Gore, 2000 yılında başkanlığa aday olmuş ancak başkan, Bush olmuştu.Al Gore'de kendini küresel ısınmanın yarattığı tehlikeler konusunda insanları bilinçlendirme görevini üstlenmişti.Al Gore'nin küresel ısınma konusunda defalarca yaptığı sunumlar kullanılarak çekilen "Uygunsuz Gerçek" filmi de küresel ısınmanın nasıl oluştuğunu anlatıyor.Bu belgesel ile herkes, duyarlı olmaya ve mücadele etmeye davet ediliyor.Al Gore, An Inconvenient Truth filmiyle, en iyi belgesel dalında Oscar kazanmıştı.
Küresel Isınma, Sera Gazları, Su Buharı, Metan Gazı ve Karbondioksit
Sera gazları –karbon dioksit (CO 2 ), su buharı, metan ve diğerleri– Dünya'ya gelen ve tekrar uzaya yansıyan ısıyı tutarak yeryüzünü ısıtıyor. Sanayi devrimi öncesindeki binlerce yıl boyunca atmosferdeki sera gazları görece kararlı bir düzeyde kalırken,
o dönemden beri fosil yakıt tüketimi gibi insan faaliyetleri bu düzeyin yükselmesine neden oldu. Sera gazı oranlarının artması ısınmayı yoğunlaştırıyor. BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin 2001 raporuna göre “son 50 yılda gözlemlenen ısınmanın sera gazı oranlarının artışından kaynaklandığı söylenebilir”. ABD, en önemli sera gazlarından biri olan karbon dioksiti dünyada en fazla açığa çıkaran ülke. Oak Ridge Ulusal Laboratuvarı'nın 2000'de fosil yakıt tüketimi, çimento üretimi ve gaz yanmasının neden olduğu toplam CO 2 salınımı açısından yaptığı sıralamayı aşağıdaki listede görebilirsiniz.
1 ANTARCTIC FISHERIES 61.12 2 U.S. VIRGIN ISLANDS 29.91 3 QATAR 19.65 4 NETHERLAND ANTILLES 12.61 5 BAHRAIN 7.70 6 GUAM 7.17 7 UNITED ARAB EMIRATES 6.17 8 KUWAIT 5.97 9 TRINIDAD AND TOBAGO 5.58 10 UNITED STATES OF AMERICA 5.40 11 LUXEMBOURG 5.31 12 FALKLAND ISLANDS (MALVINAS) 5.24 13 ARUBA 5.20 14 BRUNEI (DARUSSALAM) 5.08 15 WAKE ISLAND 5.02 16 AUSTRALIA 4.91 17 SAUDI ARABIA 4.77 18 SINGAPORE 3.90 19 CANADA 3.87 20 FAEROE ISLANDS 3.84 21 PALAU 3.48 22 ESTONIA 3.19 23 CZECH REPUBLIC 3.16 24 NAURU 3.07 25 IRELAND 3.04 26 NORWAY 3.03 27 LIBYAN ARAB JAMAHIRIYAH 2.95 28 ISRAEL 2.85 29 FINLAND 2.82 30 BELGIUM 2.72 31 GREENLAND 2.71 32 RUSSIAN FEDERATION 2.69 33 TAIWAN 2.68 34 MONTSERRAT 2.68 35 GERMANY 2.61 36 UNITED KINGDOM 2.59 37 JAPAN 2.55 38 REPUBLIC OF KOREA 2.47 39 GREECE 2.44 40 NETHERLANDS 2.39 41 CYPRUS 2.32 42 DEMOCRATIC PEOPLE'S REPUBLIC OF KOREA 2.31 43 NEW ZEALAND 2.28 44 DENMARK 2.28 45 OMAN 2.25 46 KAZAKHSTAN 2.22 47 GIBRALTAR 2.20 48 NEW CALEDONIA 2.16 49 ST. PIERRE & MIQUELON 2.15 50 POLAND 2.13 51 ICELAND 2.10 52 CAYMAN ISLANDS 2.05 53 AUSTRIA 2.05 54 SOUTH AFRICA 2.04 55 ITALY (INCLUDING SAN MARINO) 2.02 56 BERMUDA 2.01 57 SLOVENIA 2.01 58 TURKMENISTAN 1.99 59 MALTA 1.96 60 SPAIN 1.95 61 UKRAINE 1.89 62 SLOVAKIA 1.79 63 VENEZUELA 1.78 64 MALAYSIA 1.69 65 FRANCE (INCLUDING MONACO) 1.68 66 PORTUGAL 1.63 67 BAHAMAS 1.62 68 BELARUS 1.61 69 FRENCH GUIANA 1.52 70 MACEDONIA 1.50 71 ANTIGUA & BARBUDA 1.48 72 MARTINIQUE 1.47 73 HUNGARY 1.47 74 SWITZERLAND 1.46 75 BULGARIA 1.45 76 SWEDEN 1.44 77 ISLAMIC REPUBLIC OF IRAN 1.33 78 HONG KONG 1.33 79 SURINAME 1.33 80 BOSNIA-HERZEGOVINIA 1.32 81 UZBEKISTAN 1.31 82 CROATIA 1.22 83 BARBADOS 1.20 84 MEXICO 1.19 85 LEBANON 1.18 86 AMERICAN SAMOA 1.15 87 JAMAICA 1.12 88 FEDERAL REPUBLIC OF YUGOSLAVIA 1.07 89 CHILE 1.07 90 ROMANIA 1.05 91 GUADELOUPE 1.05 92 MACAU 1.02 93 ARGENTINA 1.02 94 AZERBAIJAN 0.99 95 TURKEY 0.93 96 REUNION 0.92 97 IRAQ 0.91 98 SYRIAN ARAB REPUBLIC 0.91 99 LITHUANIA 0.88 100 THAILAND 0.87 101 JORDAN 0.86 102 MONGOLIA 0.86 103 BELIZE 0.85 104 DOMINICAN REPUBLIC 0.81 105 ALGERIA 0.80 106 GABON 0.79 107 SEYCHELLES 0.76 108 CUBA 0.75 109 ST. KITTS-NEVIS 0.69 110 LATVIA 0.67 111 SAINT HELENA 0.67 112 MAURITIUS 0.67 113 BRITISH VIRGIN ISLANDS 0.66 114 FRENCH POLYNESIA 0.64 115 BOTSWANA 0.64 116 SAINT LUCIA 0.62 117 PUERTO RICO 0.61 118 EGYPT 0.61 119 PANAMA 0.61 120 CHINA (MAINLAND) 0.60 121 GRENADA 0.57 122 GUYANA 0.57 123 ECUADOR 0.55 124 TUNISIA 0.53 125 MALDIVES 0.50 126 BRAZIL 0.50 127 REPUBLIC OF MOLDOVA 0.49 128 URUGUAY 0.44 129 COOK ISLANDS 0.42 130 NIUE 0.42 131 ST. VINCENT & THE GRENADINES 0.41 132 COSTA RICA 0.39 133 DOMINICA 0.38 134 COLOMBIA 0.38 135 BOLIVIA 0.36 136 INDONESIA 0.35 137 MOROCCO 0.35 138 TONGA 0.33 139 GEORGIA 0.32 140 ZIMBABWE 0.32 141 MAURITANIA 0.31 142 PERU 0.31 143 INDIA 0.29 144 EL SALVADOR 0.29 145 PHILIPPINES 0.28 146 NAMIBIA 0.27 147 WESTERN SAHARA 0.26 148 KYRGYZSTAN 0.26 149 ARMENIA 0.25 150 ALBANIA 0.25 151 FIJI 0.24 152 GUATEMALA 0.24 153 SAMOA 0.22 154 PAKISTAN 0.21 155 HONDURAS 0.20 156 VIET NAM 0.20 157 NICARAGUA 0.20 158 PARAGUAY 0.18 159 SAO TOME & PRINCIPE 0.18 160 TAJIKISTAN 0.18 161 COTE D IVOIRE 0.17 162 DJIBOUTI 0.17 163 CONGO 0.16 164 SRI LANKA 0.14 165 PAPUA NEW GUINEA 0.14 166 ANGOLA 0.13 167 YEMEN 0.13 168 EQUATORIAL GUINEA 0.12 169 REPUBLIC OF CAMEROON 0.12 170 SENEGAL 0.12 171 SWAZILAND 0.11 172 VANUATU 0.11 173 TOGO 0.11 174 SOLOMON ISLANDS 0.10 175 CAPE VERDE 0.09 176 GHANA 0.09 177 NIGERIA 0.09 178 KENYA 0.08 179 KIRIBATI 0.08 180 BENIN 0.07 181 GUINEA BISSAU 0.06 182 BANGLADESH 0.06 183 GAMBIA 0.05 184 MYANMAR 0.05 185 BHUTAN 0.05 186 HAITI 0.05 187 ZAMBIA 0.05 188 SUDAN 0.05 189 ERITREA 0.05 190 GUINEA 0.04 191 NEPAL 0.04 192 MADAGASCAR 0.04 193 LIBERIA 0.04 194 SIERRA LEONE 0.04 195 UNITED REPUBLIC OF TANZANIA 0.03 196 COMOROS 0.03 197 NIGER 0.03 198 BURKINA FASO 0.02 199 LAO PEOPLE'S DEMOCRATIC REPUBLIC 0.02 200 RWANDA 0.02 201 CENTRAL AFRICAN REPUBLIC 0.02 202 UGANDA 0.02 203 MALAWI 0.02 204 MOZAMBIQUE 0.02 205 ZAIRE 0.01 206 MALI 0.01 207 AFGHANISTAN 0.01 208 CAMBODIA 0.01 209 BURUNDI 0.01 210 CHAD 0.00 211 TURKS AND CAICOS ISLANDS 0.00 212 ETHIOPIA .
o dönemden beri fosil yakıt tüketimi gibi insan faaliyetleri bu düzeyin yükselmesine neden oldu. Sera gazı oranlarının artması ısınmayı yoğunlaştırıyor. BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin 2001 raporuna göre “son 50 yılda gözlemlenen ısınmanın sera gazı oranlarının artışından kaynaklandığı söylenebilir”. ABD, en önemli sera gazlarından biri olan karbon dioksiti dünyada en fazla açığa çıkaran ülke. Oak Ridge Ulusal Laboratuvarı'nın 2000'de fosil yakıt tüketimi, çimento üretimi ve gaz yanmasının neden olduğu toplam CO 2 salınımı açısından yaptığı sıralamayı aşağıdaki listede görebilirsiniz.
1 ANTARCTIC FISHERIES 61.12 2 U.S. VIRGIN ISLANDS 29.91 3 QATAR 19.65 4 NETHERLAND ANTILLES 12.61 5 BAHRAIN 7.70 6 GUAM 7.17 7 UNITED ARAB EMIRATES 6.17 8 KUWAIT 5.97 9 TRINIDAD AND TOBAGO 5.58 10 UNITED STATES OF AMERICA 5.40 11 LUXEMBOURG 5.31 12 FALKLAND ISLANDS (MALVINAS) 5.24 13 ARUBA 5.20 14 BRUNEI (DARUSSALAM) 5.08 15 WAKE ISLAND 5.02 16 AUSTRALIA 4.91 17 SAUDI ARABIA 4.77 18 SINGAPORE 3.90 19 CANADA 3.87 20 FAEROE ISLANDS 3.84 21 PALAU 3.48 22 ESTONIA 3.19 23 CZECH REPUBLIC 3.16 24 NAURU 3.07 25 IRELAND 3.04 26 NORWAY 3.03 27 LIBYAN ARAB JAMAHIRIYAH 2.95 28 ISRAEL 2.85 29 FINLAND 2.82 30 BELGIUM 2.72 31 GREENLAND 2.71 32 RUSSIAN FEDERATION 2.69 33 TAIWAN 2.68 34 MONTSERRAT 2.68 35 GERMANY 2.61 36 UNITED KINGDOM 2.59 37 JAPAN 2.55 38 REPUBLIC OF KOREA 2.47 39 GREECE 2.44 40 NETHERLANDS 2.39 41 CYPRUS 2.32 42 DEMOCRATIC PEOPLE'S REPUBLIC OF KOREA 2.31 43 NEW ZEALAND 2.28 44 DENMARK 2.28 45 OMAN 2.25 46 KAZAKHSTAN 2.22 47 GIBRALTAR 2.20 48 NEW CALEDONIA 2.16 49 ST. PIERRE & MIQUELON 2.15 50 POLAND 2.13 51 ICELAND 2.10 52 CAYMAN ISLANDS 2.05 53 AUSTRIA 2.05 54 SOUTH AFRICA 2.04 55 ITALY (INCLUDING SAN MARINO) 2.02 56 BERMUDA 2.01 57 SLOVENIA 2.01 58 TURKMENISTAN 1.99 59 MALTA 1.96 60 SPAIN 1.95 61 UKRAINE 1.89 62 SLOVAKIA 1.79 63 VENEZUELA 1.78 64 MALAYSIA 1.69 65 FRANCE (INCLUDING MONACO) 1.68 66 PORTUGAL 1.63 67 BAHAMAS 1.62 68 BELARUS 1.61 69 FRENCH GUIANA 1.52 70 MACEDONIA 1.50 71 ANTIGUA & BARBUDA 1.48 72 MARTINIQUE 1.47 73 HUNGARY 1.47 74 SWITZERLAND 1.46 75 BULGARIA 1.45 76 SWEDEN 1.44 77 ISLAMIC REPUBLIC OF IRAN 1.33 78 HONG KONG 1.33 79 SURINAME 1.33 80 BOSNIA-HERZEGOVINIA 1.32 81 UZBEKISTAN 1.31 82 CROATIA 1.22 83 BARBADOS 1.20 84 MEXICO 1.19 85 LEBANON 1.18 86 AMERICAN SAMOA 1.15 87 JAMAICA 1.12 88 FEDERAL REPUBLIC OF YUGOSLAVIA 1.07 89 CHILE 1.07 90 ROMANIA 1.05 91 GUADELOUPE 1.05 92 MACAU 1.02 93 ARGENTINA 1.02 94 AZERBAIJAN 0.99 95 TURKEY 0.93 96 REUNION 0.92 97 IRAQ 0.91 98 SYRIAN ARAB REPUBLIC 0.91 99 LITHUANIA 0.88 100 THAILAND 0.87 101 JORDAN 0.86 102 MONGOLIA 0.86 103 BELIZE 0.85 104 DOMINICAN REPUBLIC 0.81 105 ALGERIA 0.80 106 GABON 0.79 107 SEYCHELLES 0.76 108 CUBA 0.75 109 ST. KITTS-NEVIS 0.69 110 LATVIA 0.67 111 SAINT HELENA 0.67 112 MAURITIUS 0.67 113 BRITISH VIRGIN ISLANDS 0.66 114 FRENCH POLYNESIA 0.64 115 BOTSWANA 0.64 116 SAINT LUCIA 0.62 117 PUERTO RICO 0.61 118 EGYPT 0.61 119 PANAMA 0.61 120 CHINA (MAINLAND) 0.60 121 GRENADA 0.57 122 GUYANA 0.57 123 ECUADOR 0.55 124 TUNISIA 0.53 125 MALDIVES 0.50 126 BRAZIL 0.50 127 REPUBLIC OF MOLDOVA 0.49 128 URUGUAY 0.44 129 COOK ISLANDS 0.42 130 NIUE 0.42 131 ST. VINCENT & THE GRENADINES 0.41 132 COSTA RICA 0.39 133 DOMINICA 0.38 134 COLOMBIA 0.38 135 BOLIVIA 0.36 136 INDONESIA 0.35 137 MOROCCO 0.35 138 TONGA 0.33 139 GEORGIA 0.32 140 ZIMBABWE 0.32 141 MAURITANIA 0.31 142 PERU 0.31 143 INDIA 0.29 144 EL SALVADOR 0.29 145 PHILIPPINES 0.28 146 NAMIBIA 0.27 147 WESTERN SAHARA 0.26 148 KYRGYZSTAN 0.26 149 ARMENIA 0.25 150 ALBANIA 0.25 151 FIJI 0.24 152 GUATEMALA 0.24 153 SAMOA 0.22 154 PAKISTAN 0.21 155 HONDURAS 0.20 156 VIET NAM 0.20 157 NICARAGUA 0.20 158 PARAGUAY 0.18 159 SAO TOME & PRINCIPE 0.18 160 TAJIKISTAN 0.18 161 COTE D IVOIRE 0.17 162 DJIBOUTI 0.17 163 CONGO 0.16 164 SRI LANKA 0.14 165 PAPUA NEW GUINEA 0.14 166 ANGOLA 0.13 167 YEMEN 0.13 168 EQUATORIAL GUINEA 0.12 169 REPUBLIC OF CAMEROON 0.12 170 SENEGAL 0.12 171 SWAZILAND 0.11 172 VANUATU 0.11 173 TOGO 0.11 174 SOLOMON ISLANDS 0.10 175 CAPE VERDE 0.09 176 GHANA 0.09 177 NIGERIA 0.09 178 KENYA 0.08 179 KIRIBATI 0.08 180 BENIN 0.07 181 GUINEA BISSAU 0.06 182 BANGLADESH 0.06 183 GAMBIA 0.05 184 MYANMAR 0.05 185 BHUTAN 0.05 186 HAITI 0.05 187 ZAMBIA 0.05 188 SUDAN 0.05 189 ERITREA 0.05 190 GUINEA 0.04 191 NEPAL 0.04 192 MADAGASCAR 0.04 193 LIBERIA 0.04 194 SIERRA LEONE 0.04 195 UNITED REPUBLIC OF TANZANIA 0.03 196 COMOROS 0.03 197 NIGER 0.03 198 BURKINA FASO 0.02 199 LAO PEOPLE'S DEMOCRATIC REPUBLIC 0.02 200 RWANDA 0.02 201 CENTRAL AFRICAN REPUBLIC 0.02 202 UGANDA 0.02 203 MALAWI 0.02 204 MOZAMBIQUE 0.02 205 ZAIRE 0.01 206 MALI 0.01 207 AFGHANISTAN 0.01 208 CAMBODIA 0.01 209 BURUNDI 0.01 210 CHAD 0.00 211 TURKS AND CAICOS ISLANDS 0.00 212 ETHIOPIA .
Küresel Isınma Tarihi ve Uluslararası Önlemler
Toplumun ilgisini son 20 yıl içinde çekmeye başlayan artan sera etkisi ve küresel ısınma, yaklaşık 100 yıldır bilinmekte ve incelenmektedir. Atmosferdeki CO2 birikiminin değişmesine bağlı olarak, iklimin değişebilirliği ilk kez 1896 yılında Nobel ödülü sahibi
İsveçli S. Arrhenius tarafından öngörülmüştür.Ancak, ilk kez 1979 yılında Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) öncülüğünde "Birinci Dünya İklim Konferansı" düzenlenmiş; fosil yakıtlardan ve CO2 birikiminden kaynaklanan küresel iklim değişikliği vurgulanmıştır. Yapılan ilk ciddi konferans, 5-12 Haziran 1992 tarihindeki Rio Konferansı'dır. Bu konferans
sonucunda Rio Deklarasyonu yayımlanmış; Birleşmiş Milletler ve Avrupa Topluluğu ülkelerinin de içinde bulunduğu 184 ülkenin taraf olduğu Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe girmiştir.Bu sözleşmeye göre iki çalışma grubu oluşturulmuştur. Birinci çalışma grubunda ülkelerin CO2 ve öteki sera gazı emisyonlarıyla ilgili yükümlülükler; ikinci çalışma grubunda ise yasal ve kurumsal mekanizmalar ele alınmıştır.
Çalışma gruplarının yaptığı araştırmalar sonunda, gelişmiş ülkelerin önceki süreçte atmosfere yaydığı sera gazları dikkate alınmış ve bu ülkelerin emisyonlarında derhal indirim yoluna gitmeleri belirtilmiştir. Gelişmekte olan ülkelere ise; sanayileşme süreçlerinin devam ettiği vurgulanarak gaz emisyonu indiriminde esneklik sağlanmıştır. Bu tespitlerden yola çıkılarak gelişmekte olan ülkelere tanınan sera gazı salınım esnekliğinin istenilen seviyede tutulabilmesi için gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ülkelerin sanayileşmesine maddi kaynak ve teknolojik destek sağlamaları gerektiği belirtilmiştir.Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin en önemli amacı "Atmosferdeki sera gazı birikimlerini iklim sistemi üzerindeki tehlikeli antropojen (insan kaynaklı) etkileri önleyecek bir düzeyde durdurmak" biçiminde tanımlanmıştır. Ancak gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler arasında uzlaşma sağlanamamıştır. Anlaşmazlığa yol açan ana konular şunlardır:
·CO2 ve öteki sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik yükümlülüklerin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki paylaşımı.
·Gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere maddi kaynak ve teknoloji transferi
·Gelişmekte olan ülkelere yapılacak olan kaynak aktarımının biçimi.
Sonuç olarak, fikir birliği sağlanamamış ve üzerinde tartışılan konular bir sonraki toplantı için ana madde olarak belirlenmiştir.Rio Deklarasyonu sonrasında imzalanan diğer bir önemli belge de 1997 Kyoto Protokolüdür. Bu protokole göre taraf ülkeler insan kaynaklı CO2 ve öteki sera gazı salınımlarını 2008-2012 döneminde 1990 düzeylerinin en
az %5 altına indireceklerdir. Avrupa Birliği hem üye olarak hem de tek tek üye ülkeler açısından %8'lik azaltma yükümlülüğü almıştır. Protokolde Amerika Birleşik Devletlerinin belirlenmiş salınım azaltma yükümlülüğü %7'dir. Ancak dönemin Amerika Başkan Yardımcısı Al Gore bu yükümlülüğü kabul etmenin mümkün olmadığını ve kendi halkının çıkarları doğrultusunda değiştirmek için için elinden geleni yapacağını açıklamıştır. Uluslararası Önlemler
Daha sonraki süreçte ABD, Buenos Aires'te gerçekleştirilen Taraflar Konferansı'nın (COP-4) sonunda Kyoto Protokolü'nü imzaladığı ancak Çin, Hindistan gibi gelişmekte olan anahtar ülkeler sera gazı salınımlarını sınırlandırma konusunda herhangi bir yükümlülük almadıkça protokole taraf olmayacağını ilan etmiştir.
Bilindiği gibi ABD'nin dünya siyasi arenasındaki gücü ekonomik üstünlüğünden ileri gelmektedir. Bu gücün önemli bir kısmını da "petrol tekelleri" dediğimiz Amerikan petrol şirketleri oluşturmaktadır. ABD'nin insan kaynaklı sera gazı salınımlarını sınırlandırma sürecinde almış olduğu tutum insan hayatı pahasına da olsa, kendi ekonomik çıkarlarından vazgeçmek istemediğinin belirgin bir kanıtıdır.Sonuç olarak, fikir birliği sağlanamamış ve üzerinde tartışılan konular bir sonraki toplantı için ana madde olarak belirlenmiştir.Sonuç olarak taraf ülkelerin anlaşmazlıkları sebebiyle Kyoto Protokolü herhangi bir yaptırım gücü ya da geçerliği olmayan bir metin olarak kalmıştır.Daha sonraki süreçte, küçük bünyeli çeşitli konferanslar yapılmış ancak daha önce alınan kararlar bir türlü hayata geçirilemediğinden Hollanda'da 35 ülkenin katılımıyla 13-24 Kasım 2000 tarihinde Taraflar Konferansı 6 (COP-6) düzenlenmiştir. La Haye Konferansı olarak bilinen bu toplantının gündemi Kyoto Protokolü'nde alınan kararların hayata geçirilme yolları olmuştur. Bu amaçla konferans başkanlarına bazı görevler ve denetleme yetkileri verilmiştir. Ancak tüm bunlara rağmen protokolün işleyişi tam olarak sağlanamamış ve anlaşmazlıklar bir sonraki toplantıya ertelenmiştir.Görüldüğü gibi Avrupa Birliği ülkeleri, ABD ve daha birçok ülkenin katılımı ile gerçekleştirlen tüm bu konferanslar hiçbir somut adıma dönüşememiştir. Bu çözümsüzlüğün nedeni; başta ABD olmak üzere bazı gelişmiş ülkelerin "ulusal çıkarlarımız" dedikleri ancak esasen ekonomik temelli olan çıkarlarından vazgeçmek istemeleridir. Yayımlanan ve hatta imzalanan hiçbir protokol "insanlığın çıkarları" adına somut önlemler alamamış sadece siyasi arenadaki metin kalabalığına birkaç yaprak daha eklemiştir.
kaynak:www.gsl.gsu.edu.tr
İsveçli S. Arrhenius tarafından öngörülmüştür.Ancak, ilk kez 1979 yılında Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) öncülüğünde "Birinci Dünya İklim Konferansı" düzenlenmiş; fosil yakıtlardan ve CO2 birikiminden kaynaklanan küresel iklim değişikliği vurgulanmıştır. Yapılan ilk ciddi konferans, 5-12 Haziran 1992 tarihindeki Rio Konferansı'dır. Bu konferans
sonucunda Rio Deklarasyonu yayımlanmış; Birleşmiş Milletler ve Avrupa Topluluğu ülkelerinin de içinde bulunduğu 184 ülkenin taraf olduğu Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe girmiştir.Bu sözleşmeye göre iki çalışma grubu oluşturulmuştur. Birinci çalışma grubunda ülkelerin CO2 ve öteki sera gazı emisyonlarıyla ilgili yükümlülükler; ikinci çalışma grubunda ise yasal ve kurumsal mekanizmalar ele alınmıştır.
Çalışma gruplarının yaptığı araştırmalar sonunda, gelişmiş ülkelerin önceki süreçte atmosfere yaydığı sera gazları dikkate alınmış ve bu ülkelerin emisyonlarında derhal indirim yoluna gitmeleri belirtilmiştir. Gelişmekte olan ülkelere ise; sanayileşme süreçlerinin devam ettiği vurgulanarak gaz emisyonu indiriminde esneklik sağlanmıştır. Bu tespitlerden yola çıkılarak gelişmekte olan ülkelere tanınan sera gazı salınım esnekliğinin istenilen seviyede tutulabilmesi için gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ülkelerin sanayileşmesine maddi kaynak ve teknolojik destek sağlamaları gerektiği belirtilmiştir.Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin en önemli amacı "Atmosferdeki sera gazı birikimlerini iklim sistemi üzerindeki tehlikeli antropojen (insan kaynaklı) etkileri önleyecek bir düzeyde durdurmak" biçiminde tanımlanmıştır. Ancak gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler arasında uzlaşma sağlanamamıştır. Anlaşmazlığa yol açan ana konular şunlardır:
·CO2 ve öteki sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik yükümlülüklerin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki paylaşımı.
·Gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere maddi kaynak ve teknoloji transferi
·Gelişmekte olan ülkelere yapılacak olan kaynak aktarımının biçimi.
Sonuç olarak, fikir birliği sağlanamamış ve üzerinde tartışılan konular bir sonraki toplantı için ana madde olarak belirlenmiştir.Rio Deklarasyonu sonrasında imzalanan diğer bir önemli belge de 1997 Kyoto Protokolüdür. Bu protokole göre taraf ülkeler insan kaynaklı CO2 ve öteki sera gazı salınımlarını 2008-2012 döneminde 1990 düzeylerinin en
az %5 altına indireceklerdir. Avrupa Birliği hem üye olarak hem de tek tek üye ülkeler açısından %8'lik azaltma yükümlülüğü almıştır. Protokolde Amerika Birleşik Devletlerinin belirlenmiş salınım azaltma yükümlülüğü %7'dir. Ancak dönemin Amerika Başkan Yardımcısı Al Gore bu yükümlülüğü kabul etmenin mümkün olmadığını ve kendi halkının çıkarları doğrultusunda değiştirmek için için elinden geleni yapacağını açıklamıştır. Uluslararası Önlemler
Daha sonraki süreçte ABD, Buenos Aires'te gerçekleştirilen Taraflar Konferansı'nın (COP-4) sonunda Kyoto Protokolü'nü imzaladığı ancak Çin, Hindistan gibi gelişmekte olan anahtar ülkeler sera gazı salınımlarını sınırlandırma konusunda herhangi bir yükümlülük almadıkça protokole taraf olmayacağını ilan etmiştir.
Bilindiği gibi ABD'nin dünya siyasi arenasındaki gücü ekonomik üstünlüğünden ileri gelmektedir. Bu gücün önemli bir kısmını da "petrol tekelleri" dediğimiz Amerikan petrol şirketleri oluşturmaktadır. ABD'nin insan kaynaklı sera gazı salınımlarını sınırlandırma sürecinde almış olduğu tutum insan hayatı pahasına da olsa, kendi ekonomik çıkarlarından vazgeçmek istemediğinin belirgin bir kanıtıdır.Sonuç olarak, fikir birliği sağlanamamış ve üzerinde tartışılan konular bir sonraki toplantı için ana madde olarak belirlenmiştir.Sonuç olarak taraf ülkelerin anlaşmazlıkları sebebiyle Kyoto Protokolü herhangi bir yaptırım gücü ya da geçerliği olmayan bir metin olarak kalmıştır.Daha sonraki süreçte, küçük bünyeli çeşitli konferanslar yapılmış ancak daha önce alınan kararlar bir türlü hayata geçirilemediğinden Hollanda'da 35 ülkenin katılımıyla 13-24 Kasım 2000 tarihinde Taraflar Konferansı 6 (COP-6) düzenlenmiştir. La Haye Konferansı olarak bilinen bu toplantının gündemi Kyoto Protokolü'nde alınan kararların hayata geçirilme yolları olmuştur. Bu amaçla konferans başkanlarına bazı görevler ve denetleme yetkileri verilmiştir. Ancak tüm bunlara rağmen protokolün işleyişi tam olarak sağlanamamış ve anlaşmazlıklar bir sonraki toplantıya ertelenmiştir.Görüldüğü gibi Avrupa Birliği ülkeleri, ABD ve daha birçok ülkenin katılımı ile gerçekleştirlen tüm bu konferanslar hiçbir somut adıma dönüşememiştir. Bu çözümsüzlüğün nedeni; başta ABD olmak üzere bazı gelişmiş ülkelerin "ulusal çıkarlarımız" dedikleri ancak esasen ekonomik temelli olan çıkarlarından vazgeçmek istemeleridir. Yayımlanan ve hatta imzalanan hiçbir protokol "insanlığın çıkarları" adına somut önlemler alamamış sadece siyasi arenadaki metin kalabalığına birkaç yaprak daha eklemiştir.
kaynak:www.gsl.gsu.edu.tr
Küresel Isınmanın Etkileri
Küresel ısınma en büyük etkisini 21. yüzyılda gösterecek.Dünyanın her yerinde küresel ısınmanın etkileri üzerine görüşmeler yapılıyor.Yıkıcı etkilerinin nasıl yavaşlatılabileceği konusunda araştırmalar yapılıyor. Küresel ısınmayla birlikte deniz seviyeleri yükselecek.10 yıl kadar sonra geri dönüş mümkün olmayabilir.
Sera etkisiyle de gezegenimiz günden güne yok oluyor.Gezegenimizin çevresini saran bir kalkan var.Bu kalkan Nitrojen ve Oksijenden oluşuyor.Bu kalkan CO2 ( Karbondioksit) ve CH4 ( metan gazı) sebebiyle zarar görüyor.
Leeds Üniversitesi öğretim üyesi Profesör Chris Thomas tarafından Nature dergisinde yayınlanan bir yazıda “küresel ısınma 2050’ye kadar bitki ve hayvan türlerinin dörtte birini ya da 1 milyondan fazlasını yok edecek” denmektedir. Otomobiller ve fabrikaların gaz yayılımında en büyük etkenler olduğunu vurgulayan Thomas, yayılan gazların, 21. yüzyılın son yıllarına doğru ortalama sıcaklıkları tarihte görülmemiş düzeylere yükselteceğini belirtmekte. Ve eğer bir çözüm üretilmezse, türlerin kitlesel tükenişlerinin tarihte görülmemiş boyutlara ulaşabileceğine dikkat çekmekte.
Yerkürede 1992 verilerine göre 12,5 milyon tür yaşamaktadır. Bu türlerin insan marifetiyle yok olma hızları doğal yok olma hızlarının 100 ila 1000 katı olarak tahmin edilmektedir, bu eğilim devam ederse 50 ilâ 100 yıl içerisinde mevcut türlerin %10-50’sinin yok olacağı hesaplanmaktadır. Bugün doğadaki kuş türlerinin yaklaşık %15’i –ki bu 1000 türe karşılık geliyor– tükenme tehdidi ile karşı karşıya bulunmaktadır. Doğadaki besin zincirinin bir kez kırılması inanılmaz sonuçlara yol açacağından canlı türlerinin bazılarının ortadan kalkması, diğer canlı türlerini de doğrudan etkileyecektir.
Dünya besin üretimi giderek sınırlı sayıda bitki türü ve çeşidine bağımlı hale gelmektedir. Balık stoklarının %47’si tamamen tüketilmiştir; %18’i aşırı tüketildiği için yok olmaktadır, %10’u ise aşırı tüketildiği için verimliliğini yitirmiştir. Okyanuslarda birikmiş olan karbon miktarları yüzünden okyanusların asitliği artmıştır. Bu, balıkların yaşamını doğrudan etkileyecek bir durumdur. Hepsi birer karbon emme makinesi olan mercanların yavaş yavaş ortadan kalktığı görülüyor. Böyle bir durum doğadaki karbon zincirinin kırılmasına ve buna bağlı olarak karbondioksit emisyon miktarlarının inanılmaz boyutlarda artmasına sebep olabilir.
Yapılan araştırmalara göre, dünya yüzeyinin ortalama sıcaklığı 20. yüzyıl boyunca 0,6 ºC kadar artmış, son kırk yıldır atmosferin 8 kilometrelik alt kısmında sıcaklıklar yükselmiş, kar örtüsü ve buzlanma ise %10 civarında azalmıştır.
Bilim adamlarının yaptığı araştırmalara göre, 11 bin 700 yıl önce Afrika’yı etkisi altına alan hava dalgasıyla oluşan Kilimanjaro buzulu erimeye başladı. Science dergisinde yayımlanan araştırmada, “uydu verilerine bakılırsa, 2020 yılında Kilimanjaro’nun beyaz şapkası yok olacak” deniliyor. Yok olacağından söz edilen Kilimanjaro’nun tepesinde bulunan buz tabakası, şu anda bile susuzluk çeken Tanzanya’nın nehirlerini besleyen ana kaynak. 2025 yılı itibariyle dünya nüfusunun neredeyse yarısının su kıtlığıyla karşı karşıya kalacağı tahmin edilmektedir.
Sera etkisiyle de gezegenimiz günden güne yok oluyor.Gezegenimizin çevresini saran bir kalkan var.Bu kalkan Nitrojen ve Oksijenden oluşuyor.Bu kalkan CO2 ( Karbondioksit) ve CH4 ( metan gazı) sebebiyle zarar görüyor.
Leeds Üniversitesi öğretim üyesi Profesör Chris Thomas tarafından Nature dergisinde yayınlanan bir yazıda “küresel ısınma 2050’ye kadar bitki ve hayvan türlerinin dörtte birini ya da 1 milyondan fazlasını yok edecek” denmektedir. Otomobiller ve fabrikaların gaz yayılımında en büyük etkenler olduğunu vurgulayan Thomas, yayılan gazların, 21. yüzyılın son yıllarına doğru ortalama sıcaklıkları tarihte görülmemiş düzeylere yükselteceğini belirtmekte. Ve eğer bir çözüm üretilmezse, türlerin kitlesel tükenişlerinin tarihte görülmemiş boyutlara ulaşabileceğine dikkat çekmekte.
Yerkürede 1992 verilerine göre 12,5 milyon tür yaşamaktadır. Bu türlerin insan marifetiyle yok olma hızları doğal yok olma hızlarının 100 ila 1000 katı olarak tahmin edilmektedir, bu eğilim devam ederse 50 ilâ 100 yıl içerisinde mevcut türlerin %10-50’sinin yok olacağı hesaplanmaktadır. Bugün doğadaki kuş türlerinin yaklaşık %15’i –ki bu 1000 türe karşılık geliyor– tükenme tehdidi ile karşı karşıya bulunmaktadır. Doğadaki besin zincirinin bir kez kırılması inanılmaz sonuçlara yol açacağından canlı türlerinin bazılarının ortadan kalkması, diğer canlı türlerini de doğrudan etkileyecektir.
Dünya besin üretimi giderek sınırlı sayıda bitki türü ve çeşidine bağımlı hale gelmektedir. Balık stoklarının %47’si tamamen tüketilmiştir; %18’i aşırı tüketildiği için yok olmaktadır, %10’u ise aşırı tüketildiği için verimliliğini yitirmiştir. Okyanuslarda birikmiş olan karbon miktarları yüzünden okyanusların asitliği artmıştır. Bu, balıkların yaşamını doğrudan etkileyecek bir durumdur. Hepsi birer karbon emme makinesi olan mercanların yavaş yavaş ortadan kalktığı görülüyor. Böyle bir durum doğadaki karbon zincirinin kırılmasına ve buna bağlı olarak karbondioksit emisyon miktarlarının inanılmaz boyutlarda artmasına sebep olabilir.
Yapılan araştırmalara göre, dünya yüzeyinin ortalama sıcaklığı 20. yüzyıl boyunca 0,6 ºC kadar artmış, son kırk yıldır atmosferin 8 kilometrelik alt kısmında sıcaklıklar yükselmiş, kar örtüsü ve buzlanma ise %10 civarında azalmıştır.
Bilim adamlarının yaptığı araştırmalara göre, 11 bin 700 yıl önce Afrika’yı etkisi altına alan hava dalgasıyla oluşan Kilimanjaro buzulu erimeye başladı. Science dergisinde yayımlanan araştırmada, “uydu verilerine bakılırsa, 2020 yılında Kilimanjaro’nun beyaz şapkası yok olacak” deniliyor. Yok olacağından söz edilen Kilimanjaro’nun tepesinde bulunan buz tabakası, şu anda bile susuzluk çeken Tanzanya’nın nehirlerini besleyen ana kaynak. 2025 yılı itibariyle dünya nüfusunun neredeyse yarısının su kıtlığıyla karşı karşıya kalacağı tahmin edilmektedir.
Türkiye Denizleri Tehlikede
Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) tarafından hazırlanan ''Küresel Isınma ve Türkiye'' konulu rapor, küresel ısınmanın Türkiye denizleri üzerinde oluşturduğu ve ileride oluşturması beklenen etkiler ile denizleri bekleyen tehlikeleri ortaya koydu. TÜDAV'ın 10 kişilik bir uzman ekibi, küresel ısınmanın Türkiye denizleri üzerindeki etkilerine ilişkin bir rapor hazırladı. Dünya denizleri ve okyanuslarında önemli değişimlerin yaşandığı belirtilen raporda, "Küresel ısınma ve deniz suyu seviyesindeki değişimler ülkemizi acaba nasıl etkileyecektir? Ne yazık ki bu soruya yeterli cevabı verecek durumda değiliz. Zira ülkemizde bu konuda çalışan interdisipliner bir kadro yoktur. Dahası bu tür bir araştırmaya önem verilmemekte, ulusal bir irade görülmemektedir" denildi.
Raporda, küresel ısınmanın Karadeniz'de hamsi göçlerini etkileyeceği, bunun da Türkiye'de milyonlarca YTL'lik zarara ve birçok balıkçı ailenin işsiz kalmasına yol açacağı vurgulandı.
TÜRKİYE'NİN EKSİKLİKLERİ
Ulaşım aksayacak
"Bozulan atmosferik ritim ile denizlerimizde daha farklı bir rüzgar ve akıntı sistemi ortaya çıkacak, bazı limanlarımızda ulaşım aksayacak, balıkçı filolarımızın ve her türlü deniz araçlarının seyri zorlaşacak, balık çiftlikleri şiddetli dalgalara maruz kalacak, adalara ulaşım aksayacak, deniz ortamı kara alanından daha riskli bir hal alacaktır. Böylesi bir duruma hazırlıklı olanlar denizlerde bayrak gösterirken, hazırlıksız yakalananlar ya ciddi acılar yaşayacak ya da karaya hapsolarak denizi seyretmek zorunda kalacaktır.''
Denize kıyısı olan iller zarar görecek
27 ilin deniz kıyısında olması nedeniyle, bu illerdeki kıyı yapıları, balıkçılık, turizm gibi ticari faaliyetlerin ciddi zarar göreceği de ifade edilen raporda, nüfus artışının yüzde 2.1 olduğu Türkiye'de denizler hala bir protein deposu iken, küresel ısınma ile ortaya çıkacak sorunların, geleneksel balık avcılığına, av türlerine ve yöntemlerine ciddi bir darbe vuracağı vurgulandı.
Raporda, ''Doğanın nasıl bir reaksiyon göstereceğini, değişimlerin hangi bölgelerde nasıl olacağını saptamak zor. Bunu önceden kestirmenin tek yolu denizlerimiz üzerine yaptığımız izlemeleri daha geniş bir alana yaymak ve izlenilen parametreleri de artırmaktır'' denildi.
Ulusal politika oluşturulmalı, yoksa muhtaç kalırız
Raporda, değişimleri takip edip ulusal politikalarını oluşturacakların karlı çıkacağı, takip etmeyenlerin diğerlerine muhtaç kalacağı, küresel ısınmanın ülke denizlerini farklı sorunlarla karşı karşıya bırakacağı kaydedildi.
Yeni balık türleri
Halen 300 civarında Kızıldeniz kökenli denizel türün Akdeniz'de yaşadığı kaydedilen raporda, ''Ülkemiz sularında tespit edilen Hint Okyanusu kökenli balıkların sayısı şimdiden 30'un üzerindedir ve bunların arasında ticari değere sahip olanlar balıkçılarımızca avlanmaktadır" denildi.
Akdeniz'de katil yosun
"Bütün bu türlerin Doğu Akdeniz'e girmesi ve koloni oluşturup yerli türlerle alan rekabetine girmesinin ana nedenlerinden biri Akdeniz'deki su sıcaklığının artışıdır. Akdeniz'de artık tropikalleşme yaşanmaktadır ve bu tüm havzayı etkilemektedir. Daha şimdiden, tropikal türlerden olan ve 'katil yosun' olarak bilinen 'Caulerpa taxifolia' türü yosun ile birçok balık havzada başarılı bir şekilde gelişmekte, hatta alan kazanmaktadır"
"Batı Akdeniz'de son 10 yılda yüzey suyu sıcaklığı 0.2 derece artmıştır. Bu artış 13 derece gibi sabit bir sıcaklıkta yaşamaya alışan derin deniz balıklar için tehdit oluşturmaktadır.''
Yüzey suyu sıcaklığındaki artış
Batı Akdeniz'de dip sularındaki sıcaklığın 1960'dan beri 0.12 derece yükseldiği, buna karşın Doğu Akdeniz'deki deniz suyu yükselmesinin 1992'den beri ortalama 12 santimetre olduğu ifade edilen raporda, Akdeniz'deki bu sıcaklık artışlarının sadece balıklar ve omurgasız türleri değil, birçok göçmen tür için de tehlike olduğu vurgulandı.
Marmara ve Karadeniz'de durum
"Akdeniz'de yaşayan, Karadeniz ve Marmara'da 20 yıl önce nadir görülen sardalya, kupes ve salpa gibi balıkların bu denizlerde sıkça görülmeye başlanması, hatta İğneada gibi Batı Karadeniz'de avcılığına başlanması deniz suyu sıcaklığının artışıyla ilişkilendirilmektedir. Yine, günbalığı türünün artık Marmara Denizi'nde de görülebilmesi, dağılımın Akdeniz'in güneyinden daha kuzeye çıkması küresel ısınmanın etkileriyle açıklanmaktadır.''
Raporda, küresel ısınmanın Karadeniz'de hamsi göçlerini etkileyeceği, bunun da Türkiye'de milyonlarca YTL'lik zarara ve birçok balıkçı ailenin işsiz kalmasına yol açacağı vurgulandı.
Eski ile yeni yeni türler arasında mücadele
"Sulak alanlardaki su seviyesi yükselmeleri yeni türlerin bu alanlara girmesine, eski ile yeni türler arasındaki mücadeleye de sahne olacaktır. Nihayet, deniz suyunun ısınması sonucunda yüksek sıcaklıkta yaşayan bakterilerin artması ve bunların hastalık oluşturma kapasiteleri daha da artacaktır. Bunun küresel boyutta olması da mümkündür. Küresel ısınma denizlerde yapılan balık yetiştiriciliği için tehlikedir."
Sadece canlı yaşam etkilenmeyecek
Raporda, küresel ısınmanın sadece canlı yaşamını direk olarak etkilemeyeceği ve habitat yıkımlarına da yol açacağı dile getirildi.
Kurumlararası işbirliği
BM Çevre Programı (UNEP-IOC) ile UNESCO tarafından yürütülen deniz suyu yükselmeleri izleme ağı çalışmalarını takip edilmesi, ülkede kurulacak birden çok interdisipliner çalışma grubu ile denizlerin vakit geçirilmeden izleme çalışmalarına başlanması gerektiği ve bu konuda devletin yetkili organlarının harekete geçmesi gerektiği vurgulandı.
Geniş olanaklara sahip Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesi ile üniversiteler arasında, uzun süreli araştırma projeleri başlatılmasının önemi anlatılan raporda, izlenmeden değişimleri anlamanın mümkün olamayacağı belirtildi.
Raporda ayrıca, ''Sadece kar hedefleyen üretim anlayışının dünyayı ve insanlığı bir kaosa götürdüğü bir gerçektir. Mevcut üretim ilişkisiyle gezegenimizde tüm
canlıların geleceği tehlike altına girmiştir. Küresel iklim değişikliği, yaklaşık 200 yıllık sanayi devrimi ve bunu izleyen kapitalist üretim süreçlerinin bir sonucu olduğuna göre, bu süreçlerin yeniden değerlendirilmesi, tüm canlıların mutluluk ve refahına göre dizayn edilmesi gerekir. Aksi takdirde, suyu ısınan, okyanuslar, denizler veya dünya değil, buna neden olan biz insanlar ve hiçbir suçu olmayan diğer canlılar olacaktır'' görüşüne yer verildi.
Raporda, küresel ısınmanın Karadeniz'de hamsi göçlerini etkileyeceği, bunun da Türkiye'de milyonlarca YTL'lik zarara ve birçok balıkçı ailenin işsiz kalmasına yol açacağı vurgulandı.
TÜRKİYE'NİN EKSİKLİKLERİ
Ulaşım aksayacak
"Bozulan atmosferik ritim ile denizlerimizde daha farklı bir rüzgar ve akıntı sistemi ortaya çıkacak, bazı limanlarımızda ulaşım aksayacak, balıkçı filolarımızın ve her türlü deniz araçlarının seyri zorlaşacak, balık çiftlikleri şiddetli dalgalara maruz kalacak, adalara ulaşım aksayacak, deniz ortamı kara alanından daha riskli bir hal alacaktır. Böylesi bir duruma hazırlıklı olanlar denizlerde bayrak gösterirken, hazırlıksız yakalananlar ya ciddi acılar yaşayacak ya da karaya hapsolarak denizi seyretmek zorunda kalacaktır.''
Denize kıyısı olan iller zarar görecek
27 ilin deniz kıyısında olması nedeniyle, bu illerdeki kıyı yapıları, balıkçılık, turizm gibi ticari faaliyetlerin ciddi zarar göreceği de ifade edilen raporda, nüfus artışının yüzde 2.1 olduğu Türkiye'de denizler hala bir protein deposu iken, küresel ısınma ile ortaya çıkacak sorunların, geleneksel balık avcılığına, av türlerine ve yöntemlerine ciddi bir darbe vuracağı vurgulandı.
Raporda, ''Doğanın nasıl bir reaksiyon göstereceğini, değişimlerin hangi bölgelerde nasıl olacağını saptamak zor. Bunu önceden kestirmenin tek yolu denizlerimiz üzerine yaptığımız izlemeleri daha geniş bir alana yaymak ve izlenilen parametreleri de artırmaktır'' denildi.
Ulusal politika oluşturulmalı, yoksa muhtaç kalırız
Raporda, değişimleri takip edip ulusal politikalarını oluşturacakların karlı çıkacağı, takip etmeyenlerin diğerlerine muhtaç kalacağı, küresel ısınmanın ülke denizlerini farklı sorunlarla karşı karşıya bırakacağı kaydedildi.
Yeni balık türleri
Halen 300 civarında Kızıldeniz kökenli denizel türün Akdeniz'de yaşadığı kaydedilen raporda, ''Ülkemiz sularında tespit edilen Hint Okyanusu kökenli balıkların sayısı şimdiden 30'un üzerindedir ve bunların arasında ticari değere sahip olanlar balıkçılarımızca avlanmaktadır" denildi.
Akdeniz'de katil yosun
"Bütün bu türlerin Doğu Akdeniz'e girmesi ve koloni oluşturup yerli türlerle alan rekabetine girmesinin ana nedenlerinden biri Akdeniz'deki su sıcaklığının artışıdır. Akdeniz'de artık tropikalleşme yaşanmaktadır ve bu tüm havzayı etkilemektedir. Daha şimdiden, tropikal türlerden olan ve 'katil yosun' olarak bilinen 'Caulerpa taxifolia' türü yosun ile birçok balık havzada başarılı bir şekilde gelişmekte, hatta alan kazanmaktadır"
"Batı Akdeniz'de son 10 yılda yüzey suyu sıcaklığı 0.2 derece artmıştır. Bu artış 13 derece gibi sabit bir sıcaklıkta yaşamaya alışan derin deniz balıklar için tehdit oluşturmaktadır.''
Yüzey suyu sıcaklığındaki artış
Batı Akdeniz'de dip sularındaki sıcaklığın 1960'dan beri 0.12 derece yükseldiği, buna karşın Doğu Akdeniz'deki deniz suyu yükselmesinin 1992'den beri ortalama 12 santimetre olduğu ifade edilen raporda, Akdeniz'deki bu sıcaklık artışlarının sadece balıklar ve omurgasız türleri değil, birçok göçmen tür için de tehlike olduğu vurgulandı.
Marmara ve Karadeniz'de durum
"Akdeniz'de yaşayan, Karadeniz ve Marmara'da 20 yıl önce nadir görülen sardalya, kupes ve salpa gibi balıkların bu denizlerde sıkça görülmeye başlanması, hatta İğneada gibi Batı Karadeniz'de avcılığına başlanması deniz suyu sıcaklığının artışıyla ilişkilendirilmektedir. Yine, günbalığı türünün artık Marmara Denizi'nde de görülebilmesi, dağılımın Akdeniz'in güneyinden daha kuzeye çıkması küresel ısınmanın etkileriyle açıklanmaktadır.''
Raporda, küresel ısınmanın Karadeniz'de hamsi göçlerini etkileyeceği, bunun da Türkiye'de milyonlarca YTL'lik zarara ve birçok balıkçı ailenin işsiz kalmasına yol açacağı vurgulandı.
Eski ile yeni yeni türler arasında mücadele
"Sulak alanlardaki su seviyesi yükselmeleri yeni türlerin bu alanlara girmesine, eski ile yeni türler arasındaki mücadeleye de sahne olacaktır. Nihayet, deniz suyunun ısınması sonucunda yüksek sıcaklıkta yaşayan bakterilerin artması ve bunların hastalık oluşturma kapasiteleri daha da artacaktır. Bunun küresel boyutta olması da mümkündür. Küresel ısınma denizlerde yapılan balık yetiştiriciliği için tehlikedir."
Sadece canlı yaşam etkilenmeyecek
Raporda, küresel ısınmanın sadece canlı yaşamını direk olarak etkilemeyeceği ve habitat yıkımlarına da yol açacağı dile getirildi.
Kurumlararası işbirliği
BM Çevre Programı (UNEP-IOC) ile UNESCO tarafından yürütülen deniz suyu yükselmeleri izleme ağı çalışmalarını takip edilmesi, ülkede kurulacak birden çok interdisipliner çalışma grubu ile denizlerin vakit geçirilmeden izleme çalışmalarına başlanması gerektiği ve bu konuda devletin yetkili organlarının harekete geçmesi gerektiği vurgulandı.
Geniş olanaklara sahip Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesi ile üniversiteler arasında, uzun süreli araştırma projeleri başlatılmasının önemi anlatılan raporda, izlenmeden değişimleri anlamanın mümkün olamayacağı belirtildi.
Raporda ayrıca, ''Sadece kar hedefleyen üretim anlayışının dünyayı ve insanlığı bir kaosa götürdüğü bir gerçektir. Mevcut üretim ilişkisiyle gezegenimizde tüm
canlıların geleceği tehlike altına girmiştir. Küresel iklim değişikliği, yaklaşık 200 yıllık sanayi devrimi ve bunu izleyen kapitalist üretim süreçlerinin bir sonucu olduğuna göre, bu süreçlerin yeniden değerlendirilmesi, tüm canlıların mutluluk ve refahına göre dizayn edilmesi gerekir. Aksi takdirde, suyu ısınan, okyanuslar, denizler veya dünya değil, buna neden olan biz insanlar ve hiçbir suçu olmayan diğer canlılar olacaktır'' görüşüne yer verildi.
Türkiye'yi Kavuracak
Meclis Küresel Isınma Komisyonu'na Elektrik İşleri Etüt Dairesi'nin hazırladığı 'Türkiye'yi ne bekliyor?' raporuna göre 2030 yılında Türkiye sıcak ve kurak bir iklimin etkisine girecek.Sıcaklıklar kışın 2, yazın 3 derece artacak. Düzensiz yağışlarla beraber erozyon sel ve taşkınların yaşanacağı belirtilen raporda Türk karasularında 12 -18 cm yükselme olacağı kaydediliyor. Meclis Küresel Isınma Komisyonu toplantısına katılan Elektrik İşleri Etüt Dairesi Genel Müdürü Kemal Büyükmıhçı, çarpıcı bilgiler verdi.
Karbondioksitten kaynaklanan emisyon hacminde 1900-2000 yılları arasında yüzde 30 artış olduğunu söyleyen Büyükmıhçı, bunun sonucunda sıcaklığın 0.6 derece arttığını, buzulların erimeye başladığını söyledi.
Bu durumdan en çok etkilenen ülkelerin başında ise Türkiye geliyor. Türkiye'de aynı dönemde sıcaklık 2 derece arttı yağış oranında ise yüzde 10 azalma oldu.
Komisyona sunulan 'Türkiye'yi Ne Bekliyor?' raporu ise rakamlarla küresel ısınmanın etkilerini ortaya koydu.
Rapora göre:
# 2030'da kurak ve sıcak bir iklimin etkisine girilecek
# Sıcaklık kışın 2, yazın 3 derece artacak
# Yağışlar düzensizleşecek, erozyon artacak
# Türkiye haritası değişecek
Raporda alınması gereken tedbirlere de yer verildi. Enerji kaynaklarının verimli kullanılması yerli ve yenilenebilir kaynakların devreye sokulması, enerjinin israf edilmemesi istendi.
Karbondioksitten kaynaklanan emisyon hacminde 1900-2000 yılları arasında yüzde 30 artış olduğunu söyleyen Büyükmıhçı, bunun sonucunda sıcaklığın 0.6 derece arttığını, buzulların erimeye başladığını söyledi.
Bu durumdan en çok etkilenen ülkelerin başında ise Türkiye geliyor. Türkiye'de aynı dönemde sıcaklık 2 derece arttı yağış oranında ise yüzde 10 azalma oldu.
Komisyona sunulan 'Türkiye'yi Ne Bekliyor?' raporu ise rakamlarla küresel ısınmanın etkilerini ortaya koydu.
Rapora göre:
# 2030'da kurak ve sıcak bir iklimin etkisine girilecek
# Sıcaklık kışın 2, yazın 3 derece artacak
# Yağışlar düzensizleşecek, erozyon artacak
# Türkiye haritası değişecek
Raporda alınması gereken tedbirlere de yer verildi. Enerji kaynaklarının verimli kullanılması yerli ve yenilenebilir kaynakların devreye sokulması, enerjinin israf edilmemesi istendi.
Küresel Isınmanın Nedenleri
Isınmanın nedeni %90 insan.Birleşmiş Milletler iklim konferansı bugün, iklim değişikliği konusundaki dördüncü değerlendirme raporunu açıkladı.Raporda, dünya ısısının 2100 yılına dek 1,8 ile 4 derece arasında yükseleceği kaydedildi. Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın başkanı Achim Steiner'in, uzun zamandır beklenen raporunda, küresel ısınmanın, yüzde doksandan da yüksek bir olasılıkla, insan faaliyetleri yüzünden meydana geldiği sonucuna varıldı.Steiner, bu bulguların, artık, son 50 yılda artan sıcaklıklara neyin yol açtığı konusundaki tartışmalara bir nokta koyması gerektiğini söyledi.
2001 yılında hazırlanan son BM raporunda insan sorumluluğu yüzde 70'ler civarında saptanmıştı.
Beş dakika karanlık' eylemi
Raporun açıklanması öncesinde küresel ısınmayla mücadele kampanyası yürüten Fransız grupların öncülüğünde dünya çapında beş dakikalık bir elektrikleri kapama eylemi yapıldı.
Eyfel Kulesi beş dakika karanlıktaydı
TSİ ile 20.55-21.00 arasındaki eylemde, 20 bin ampülle aydınlatılan Eyfel Kulesi karanlığa gömüldü.
Fransa'da ülke çapında yapılan eylem ardından elektrik şirketi, bu süre içinde 800 megawatt'lık bir düşüş kaydettiğini bunun da normal tüketimin yüzde 1'i olduğunu belirtti.
Eyleme bazı Avrupa başkentleri de sembolik destek verdi.
Roma'da en önemli iki tarihi anıt olan Kolezyum ve Capitol'ü, Madrid'de Puerta de Alcala kemerini aydınlatan ışıkları kapatıldı.
Atina'da, pek çok devlet binasının ışıkları söndürüldü.
Fakat, eyleme karşı çıkan bazı uzmanlar, beş dakika içinde açılıp kapanacak elektriklerin, sürekli yananlardan daha fazla enerji tüketeceğini ve santrallere aşırı yük getirerek sorunlar yaratabileceğini söylüyorlar.
Raporda ne var?
Çağımızın en büyük tehditlerinden biri olarak görülen iklim değişiminde "bilimin" vardığı noktayı özetleyen BM raporu, hükümetlerin politikalarını belirlerken temel alabileceği bir belge oluşturmayı amaçlıyor.
Paris'te yapılan toplantılarda en çok tartışılan konulardan biri, denizlerin düzeyinde ne kadar yükselme beklendiğiydi.
BM İklim Değişikliği Paneli'nin 2001'deki son raporunda denizlerin düzeyinin bu yüzyılın sonuna dek 140 santim yükseleceği tahmin edilmişti. Son derece kaygı verici bir rakamdı bu.
Yeni rapordaysa "Denizler 18 ile 59 santim arasında yükselecek" deniyor. Antarktika ve Grönland'daki buzulların erimesiyle oluşacak yükselmenin de gözardı edilmemesi gerektiği vurgulanıyor.
Grönland, her 40 saatte bir, 40 kilometreküp buz kaybediyor. Bu, gelişmiş bir ülkedeki 3-4 milyon nüfuslu bir kentin, örneğin Los Angeles'ın bir yıllık su kullanımına eşit.
2001 yılında hazırlanan son BM raporunda insan sorumluluğu yüzde 70'ler civarında saptanmıştı.
Beş dakika karanlık' eylemi
Raporun açıklanması öncesinde küresel ısınmayla mücadele kampanyası yürüten Fransız grupların öncülüğünde dünya çapında beş dakikalık bir elektrikleri kapama eylemi yapıldı.
Eyfel Kulesi beş dakika karanlıktaydı
TSİ ile 20.55-21.00 arasındaki eylemde, 20 bin ampülle aydınlatılan Eyfel Kulesi karanlığa gömüldü.
Fransa'da ülke çapında yapılan eylem ardından elektrik şirketi, bu süre içinde 800 megawatt'lık bir düşüş kaydettiğini bunun da normal tüketimin yüzde 1'i olduğunu belirtti.
Eyleme bazı Avrupa başkentleri de sembolik destek verdi.
Roma'da en önemli iki tarihi anıt olan Kolezyum ve Capitol'ü, Madrid'de Puerta de Alcala kemerini aydınlatan ışıkları kapatıldı.
Atina'da, pek çok devlet binasının ışıkları söndürüldü.
Fakat, eyleme karşı çıkan bazı uzmanlar, beş dakika içinde açılıp kapanacak elektriklerin, sürekli yananlardan daha fazla enerji tüketeceğini ve santrallere aşırı yük getirerek sorunlar yaratabileceğini söylüyorlar.
Raporda ne var?
Çağımızın en büyük tehditlerinden biri olarak görülen iklim değişiminde "bilimin" vardığı noktayı özetleyen BM raporu, hükümetlerin politikalarını belirlerken temel alabileceği bir belge oluşturmayı amaçlıyor.
Paris'te yapılan toplantılarda en çok tartışılan konulardan biri, denizlerin düzeyinde ne kadar yükselme beklendiğiydi.
BM İklim Değişikliği Paneli'nin 2001'deki son raporunda denizlerin düzeyinin bu yüzyılın sonuna dek 140 santim yükseleceği tahmin edilmişti. Son derece kaygı verici bir rakamdı bu.
Yeni rapordaysa "Denizler 18 ile 59 santim arasında yükselecek" deniyor. Antarktika ve Grönland'daki buzulların erimesiyle oluşacak yükselmenin de gözardı edilmemesi gerektiği vurgulanıyor.
Grönland, her 40 saatte bir, 40 kilometreküp buz kaybediyor. Bu, gelişmiş bir ülkedeki 3-4 milyon nüfuslu bir kentin, örneğin Los Angeles'ın bir yıllık su kullanımına eşit.
İngiltere Somut Adım Atıyor
İngiliz hükümeti iklim değişikliğiyle mücadeleyi yasal bir zemine oturtacak tasarıyı bugün parlamentoya sundu. Tasarı karbon gazı salınımının 2050 yılına kadar yüzde 60 oranında azaltılmasını öngörüyor.İngiltere iklim değişikliğiyle mücadeleyi yasal bir zemine oturtmak için harekete geçti.Tony Blair hükümeti küresel ısınmanın önüne geçmek için hazırlanan yasa tasarısını parlamentoya taşıdı. Tasarıyla sera etkisi yaratan karbon gazı salınımının 2050 yılına kadar yüzde 60 oranında azaltılması öngörülüyor.
Yasa sayesinde kaydedilen gelişme bağımsız bir komisyonca sürekli izlenecek ve bu komisyon parlamentoyu bilgilendirecek.
Muhalefetin - yetersiz bulsa da - desteklediği tasarı yasalaşırsa İngiltere karbon salınımları hakkında yasal çerçeveye sahip ilk ülke olacak.
İngiltere'nin de üyesi olduğu Avrupa Birliği, geçen hafta Brüksel'de yapılan liderler zirvesinde ortak enerji politikası ve iklim değişikliğiyle mücadele konusunda uzlaşma sağlamıştı.
AB liderleri sera gazı salınımının 2020'ye kadar yüzde 20 oranında azaltılmasını kararlaştırmıştı.
Yasa sayesinde kaydedilen gelişme bağımsız bir komisyonca sürekli izlenecek ve bu komisyon parlamentoyu bilgilendirecek.
Muhalefetin - yetersiz bulsa da - desteklediği tasarı yasalaşırsa İngiltere karbon salınımları hakkında yasal çerçeveye sahip ilk ülke olacak.
İngiltere'nin de üyesi olduğu Avrupa Birliği, geçen hafta Brüksel'de yapılan liderler zirvesinde ortak enerji politikası ve iklim değişikliğiyle mücadele konusunda uzlaşma sağlamıştı.
AB liderleri sera gazı salınımının 2020'ye kadar yüzde 20 oranında azaltılmasını kararlaştırmıştı.
Everest de ısınmadan nasibini aldı
Küresel ısınmadan Everest de nasibini aldı.Fransa Ulusal Bilim Araştırmaları Merkezi'nden (CNRS) araştırmacılar, Çinli bilimadamlarının Everest'in zirvesinden aldıkları buz parçalarını inceledi.Araştırmacılar, 20'nci yüzyılda buz içindeki gaz miktarının önceki yüzyıllara göre azaldığını saptadı. Bu da buzulun yüzeyindeki karın yaz mevsiminde daha hızla eridiğini gösteriyordu. CNRS, araştırmanın, 'küresel ısınmanın dünyanın çatısındaki toktağan karları etkilediğini açıkça gösterdiğini' açıkladı.
Himalaya ve Tibet Platosu'ndaki iklim değişikliğinin, meteoroloji istasyonlarının ve arşivlerin az olması nedeniyle hala çok iyi bilinmediğini belirten CNRS, Çinli bilimadamlarının 2001-2002 yıllarında Everest'in kuzey sırtındaki Doğu Rongbuk buzulundan üç örnek almayı başardığını belirtti.
Örneklerden ikisinde buzun içindeki gaz oranını ölçmeyi başaran Fransız bilimadamları, böylece 2 bin yıl öncesinin iklimi hakkında işaretlere de rastladı.
Himalaya ve Tibet Platosu'ndaki iklim değişikliğinin, meteoroloji istasyonlarının ve arşivlerin az olması nedeniyle hala çok iyi bilinmediğini belirten CNRS, Çinli bilimadamlarının 2001-2002 yıllarında Everest'in kuzey sırtındaki Doğu Rongbuk buzulundan üç örnek almayı başardığını belirtti.
Örneklerden ikisinde buzun içindeki gaz oranını ölçmeyi başaran Fransız bilimadamları, böylece 2 bin yıl öncesinin iklimi hakkında işaretlere de rastladı.
Küresel ısınmada payımız artıyor
BM'nin açıkladığı 'İklim Değişikliği Raporu'na göre, Türkiye, 1990-2004 yılları arasında yüzde 72.6 ile karbondioksit gazı salınımında dünyada en hızlı artış kaydeden ülke oldu.TEMA Kaynak Geliştirme ve Halkla İlişkiler Bölüm Başkanı Yeşim Beyla, raporun, küresel ısınmanın son 50 yılda yüzde 90 oranında insan eliyle yaratıldığını ve bu durumun daha asırlarca süreceğini bilimsel olarak ortaya koyduğunu söyledi. Beyla, Türkiye'nin, yıllık 294 milyon tonluk karbondioksit salınımıyla, ABD (5.5 milyar ton), Rusya (2.8 milyar ton) ve Japonya'nın (1.3 milyar ton) ilk 3 sırayı oluşturduğu dünyada, en fazla karbondioksit gazı salan ülkeler arasında 13'üncü sırada yer aldığını bildirdi.
''Hızlı ve çevreyi dikkate almadan sanayileşme''nin, atmosfere salınan gaz miktarındaki artışın en önemli etkenlerinden biri olduğunu anlatan Beyla, enerji ihtiyacının hiç dikkat edilmeden fosil yakıtlarla karşılanmasının da karbondioksit artışında payı olduğunu kaydetti.
"Enerjide devrim yapma zamanı geldi"
Türkiye'nin bu duruma gelmesinin son derece düşündürücü olduğunu belirten Beyla, enerji üretimi ve tüketiminde kullanılan fosil yakıtların sera etkisi yaratarak, çevre kirliliğine ve iklim değişikliğine neden olduğuna değindi.
Beyla, ''Bu da enerji sorununu gün geçtikçe artırıyor. Enerji verimliliği ve başta güneş olmak üzere bir an önce yenilenebilir kaynaklara ağırlık veren, fosil yakıtlara bağımlılığı azaltan enerji stratejisi geliştirmemiz gerekli. Artık enerjide devrim yapmanın, enerji verimliliği ve yenilenebilir kaynaklara yeni yatırımlar yapmanın zamanı geldi, hatta geçiyor. Sorumluluğumuz çok büyük, çünkü alacağımız karar hem bizi hem de bizden sonraki tüm nesilleri etkileyecek'' ifadesini kullandı.
"Ağaçlandırma şart"
Yeşim Beyla, küresel ısınmayı önlemek için en önemli çalışmalardan birinin ağaçlandırma olduğunu, bu nedenle ormanların korunması ve daha fazla ağaç dikilmesi gerektiğinin de altını çizdi.
Beyla, ''Ağaçlar, atmosferdeki sera gazlarınıra emdikleri için, küresel ısınmanın tehditlerini azaltma konusunda en güçlü silahlardan biridir. Küresel ısınma süreci başladı ve bunu geri çevirmek oldukça güç. Ama en azından daha fazla ilerlemesini engelleyebiliriz. Bu nedenle toplumdaki herkes ağaçlandırma kampanyalarına daha fazla destek vermeli'' şeklinde konuştu.
''Hızlı ve çevreyi dikkate almadan sanayileşme''nin, atmosfere salınan gaz miktarındaki artışın en önemli etkenlerinden biri olduğunu anlatan Beyla, enerji ihtiyacının hiç dikkat edilmeden fosil yakıtlarla karşılanmasının da karbondioksit artışında payı olduğunu kaydetti.
"Enerjide devrim yapma zamanı geldi"
Türkiye'nin bu duruma gelmesinin son derece düşündürücü olduğunu belirten Beyla, enerji üretimi ve tüketiminde kullanılan fosil yakıtların sera etkisi yaratarak, çevre kirliliğine ve iklim değişikliğine neden olduğuna değindi.
Beyla, ''Bu da enerji sorununu gün geçtikçe artırıyor. Enerji verimliliği ve başta güneş olmak üzere bir an önce yenilenebilir kaynaklara ağırlık veren, fosil yakıtlara bağımlılığı azaltan enerji stratejisi geliştirmemiz gerekli. Artık enerjide devrim yapmanın, enerji verimliliği ve yenilenebilir kaynaklara yeni yatırımlar yapmanın zamanı geldi, hatta geçiyor. Sorumluluğumuz çok büyük, çünkü alacağımız karar hem bizi hem de bizden sonraki tüm nesilleri etkileyecek'' ifadesini kullandı.
"Ağaçlandırma şart"
Yeşim Beyla, küresel ısınmayı önlemek için en önemli çalışmalardan birinin ağaçlandırma olduğunu, bu nedenle ormanların korunması ve daha fazla ağaç dikilmesi gerektiğinin de altını çizdi.
Beyla, ''Ağaçlar, atmosferdeki sera gazlarınıra emdikleri için, küresel ısınmanın tehditlerini azaltma konusunda en güçlü silahlardan biridir. Küresel ısınma süreci başladı ve bunu geri çevirmek oldukça güç. Ama en azından daha fazla ilerlemesini engelleyebiliriz. Bu nedenle toplumdaki herkes ağaçlandırma kampanyalarına daha fazla destek vermeli'' şeklinde konuştu.
AB küresel ısınma konusunda tartışıyor
AB dışişleri bakanları, 8-9 Mart’ta yapılacak devlet ve hükümet başkanları zirvesinden önce, sera etkisi yaratan gazların salımının azaltılması hedefi gibi konularda görüş birliği sağlamaya çalışıyor.AB, enerji politikası ve küresel ısınmayla mücadele kapsamında çalışmalarını sürdürüyor. Dışişleri bakanlarını buluşturan Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi toplantısından önce basına açıklamalarda bulunan Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, “Görüşlerimizi yakınlaştırmaya çalışacağız. Fakat yenilenebilir enerji hedefinin zirvede tartışılması gerektiğini düşünüyorum” dedi.
AB Komisyonu, sera etkisi yaratan karbondioksit gibi gazların salımının, 1990 yılı verileri temel alınarak 2020 yılına kadar en az yüzde 20 oranında düşürülmesi hedefinin tüm üye ülkeler için bağlayıcı olmasını önermişti.
Komisyon önerisinde ayrıca, diğer sanayileşmiş ülkelerin de katılması durumunda sera gazı salımının yüzde 30 oranında düşürülmesi hedefinin benimsenmesini isteyerek, bu durumda küresel ısınmanın yavaşlayacağını ve sıcaklığın sanayileşme öncesi döneme göre 2 santigrat dereceden daha fazla artmamasını sağlamanın kolaylaşacağını belirtmişti.
AB içinde başını Fransa’nın çektiği bazı ülkeler, yenilenebilir enerjiyle ilgili bağlayıcı hedef getirilmesine, ulusal enerji stratejileriyle çeliştiği gerekçesiyle karşı çıkıyor.
AB Komisyonu, sera etkisi yaratan karbondioksit gibi gazların salımının, 1990 yılı verileri temel alınarak 2020 yılına kadar en az yüzde 20 oranında düşürülmesi hedefinin tüm üye ülkeler için bağlayıcı olmasını önermişti.
Komisyon önerisinde ayrıca, diğer sanayileşmiş ülkelerin de katılması durumunda sera gazı salımının yüzde 30 oranında düşürülmesi hedefinin benimsenmesini isteyerek, bu durumda küresel ısınmanın yavaşlayacağını ve sıcaklığın sanayileşme öncesi döneme göre 2 santigrat dereceden daha fazla artmamasını sağlamanın kolaylaşacağını belirtmişti.
AB içinde başını Fransa’nın çektiği bazı ülkeler, yenilenebilir enerjiyle ilgili bağlayıcı hedef getirilmesine, ulusal enerji stratejileriyle çeliştiği gerekçesiyle karşı çıkıyor.
Ban Ki-moon küresel ısınma konusunda uyardı
Küresel ısınmaya karşı bir uyarı da BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’dan geldi. Küresel ısınmanın savaş kadar büyük bir tehdit olduğunu söyleyen Genel Sekreter, ABD’den sorunla mücadelede öncü rol oynamasını istedi.Kuzey yarım küre en sıcak kışlarından birini yaşarken, iklim değişikliğine karşı bilinci artırmak ve önlemler alınmasını sağlamak amacıyla küresel ölçekte birçok girişim başlatılıyor. Dünya genelinde bir dakikalık ışık söndürme eylemiyle soruna dikkat çekilmeye çalışılırken, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon da, küresel ısınmanın insanlık için savaş kadar büyük bir tehdit olduğunu söyledi.Karbon salımı en yüksek ülke olan ABD Eskimoların da baskısı altında. Eskimolar, Amerika kıtasındaki ülkelerden Bush yönetimine karbon salımını sınırlandırması konusunda daha fazla baskı yapmasını istiyor.
Kirliliğin kuzey kutbundaki buzulların erimesine yol açtığını ve yaşam tarzlarını değiştirdiğini söyleyen Eskimolar, ABD’yi insan hakları ihlali yapmakla suçluyor.
Küresel ısınmanın kutuplar üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla 63 ülkeden 50 binden fazla araştırmacı da dev bir proje başlattı. Araştırma, 2009 yılında
Kirliliğin kuzey kutbundaki buzulların erimesine yol açtığını ve yaşam tarzlarını değiştirdiğini söyleyen Eskimolar, ABD’yi insan hakları ihlali yapmakla suçluyor.
Küresel ısınmanın kutuplar üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla 63 ülkeden 50 binden fazla araştırmacı da dev bir proje başlattı. Araştırma, 2009 yılında
Antarktikada yeni deniz canlıları
Antarktika kıyılarında eskiden buzullarla kaplı bölgede artık turuncu deniz yıldızı, vantilatör yüzgeçli buz balığı ve deniz hıyarı kümeleri gibi egzotik yaratıklar görülmeye başlandı.Merkezi Brüksel’de bulunan Kutup Vakfı tarafından bölgeye yapılan ve 14 ülkeden bilim adamlarının katıldığı 2,5 ay süren inceleme gezi sonucu, eskiden buzla kaplı olan bölgede şimdi egzotik türlerin görülmeye başlandığı tespit edildi.
Küresel ısınmanın eriyen buzulların sorumlusu olduğunu belirten bilim insanları, son 12 yıl içinde bölgede en az 5 bin yaşında iki büyük buzulun yıkılıp eridiğini ve başka buzulların da erimesinin beklendiğini kaydettiler.İlk kez bölgenin yabanıl yaşamının kataloğunu çıkaran bilim adamları, Antarktika kıyılarından kopan buzulların doğrudan küresel su seviyesinin yükselmesine neden olmayacağını, bu dev buz kütlelerinin Antarktika’nın kıyıya yaklaşmasını engelleyen bir baraj gibi davranacağını düşündüklerini belirttiler.Bölgede yeni gördükleri egzotik yaratıkların buralarda yeni yaşamakta olan türler olup olmadığının anlaşılması için laboratuvar ortamında incelemelerini sürdüreceklerini kaydeden bilim adamları, Antarktika’dan 1974’ten bu yana 1,5 milyon hektar buzulun koptuğunu belirtiyorlar.
Küresel ısınmanın eriyen buzulların sorumlusu olduğunu belirten bilim insanları, son 12 yıl içinde bölgede en az 5 bin yaşında iki büyük buzulun yıkılıp eridiğini ve başka buzulların da erimesinin beklendiğini kaydettiler.İlk kez bölgenin yabanıl yaşamının kataloğunu çıkaran bilim adamları, Antarktika kıyılarından kopan buzulların doğrudan küresel su seviyesinin yükselmesine neden olmayacağını, bu dev buz kütlelerinin Antarktika’nın kıyıya yaklaşmasını engelleyen bir baraj gibi davranacağını düşündüklerini belirttiler.Bölgede yeni gördükleri egzotik yaratıkların buralarda yeni yaşamakta olan türler olup olmadığının anlaşılması için laboratuvar ortamında incelemelerini sürdüreceklerini kaydeden bilim adamları, Antarktika’dan 1974’ten bu yana 1,5 milyon hektar buzulun koptuğunu belirtiyorlar.
Kritik eşiğe 2 derece kaldı
BM’nin iklim raporuna göre, dünyanın ortalama sıcaklığının 2 derece daha artması, “kritik eşiğin aşılması” anlamına geliyor. Bu da insanlık için “telafisi mümkün olmayan” sonuçlar doğuracak.BM’nin talebi üzerine hazırlanan ve bugün kamuoyuna açıklanan 166 sayfalık rapora göre, yeryüzünde ortalama sıcaklık son 100 yıl içinde 0.74 derece arttı. Bu yüzyıl içinde 2 derece daha artması ise, kritik eşiğin aşılması anlamına gelecek. “Missouri Botanical Garden” Başkanı Peter H. Raven ve Michigan Üniversitesi’nden çevrebilimci Rosina Bierbaum’un başkanlığını yaptığı bir BM paneli tarafından hazırlanan rapor için, 11 ülkeden 18 bilim adamı çalışma yaptı.
Raporda, küresel ısınmanın yol açacağı sonuçlar, “deniz düzeyinin yükselmesi, kuraklık ve hastalık alanlarının dağılımı, iklime bağlı doğal afetler, tarımda, ormancılıkta, balıkçılıkta ve ekonominin diğer alanlarında ortaya çıkacak hasar” gibi başlıklarda, ayrıntılı biçimde ele alınıyor.
“Uygarlığın en önemli görevlerinden birinin, iklim değişikliğinin önüne geçmek olduğunun” kaydedildiği raporda, hükümetlerin “temiz enerji kaynaklarına yönelik yaptıkları araştırmalara harcanan paraları 10 milyarlarca dolar artırmaları ve fosil yakıtlardan uzaklaşmayı teşvik etmeleri gerektiği vurgulandı.
Raporda, temiz enerji kaynaklarının geliştirilmesi için ABD’nin yaptığı harcamalar örnek verilerek, “Bu ülke, bu alandaki araştırmalara yatırdığı parayı en az 3’e katlamalı” denildi. Raporda hükümetlerin, kömürle çalışan termik santrallerin yenilerinin inşaatına izin vermemeleri gerektiği gibi tavsiyeler de yer aldı.
ÇEVRE MÜLTECİLERİ
Raporda, BM’nin de, “çevre mültecilerine” hazır olması gerektiği de belirtildi.
Deniz düzeyinin yükselmesinin yaratacağı ve özellikle kıyı bölgelerinden taşınacakların oluşturacağı çevre mültecilerinin 10 milyonlarca kişiyi bulabileceğinin belirtildiği raporda, yeni binaların, deniz düzeyinin en az 1 metre üzerindeki bölgelerde yapılmasının teşvik edilmesi gerektiği de kaydedildi.
Raporda, uluslararası hukukta bugün yalnızca “siyasi mültecinin” tanındığı ve bu kesime belirli bir statü verildiği belirtilerek, “çevre mültecisinin” de tanımının yapılması gerektiği vurgulandı.
Raporda, küresel ısınmanın yol açacağı sonuçlar, “deniz düzeyinin yükselmesi, kuraklık ve hastalık alanlarının dağılımı, iklime bağlı doğal afetler, tarımda, ormancılıkta, balıkçılıkta ve ekonominin diğer alanlarında ortaya çıkacak hasar” gibi başlıklarda, ayrıntılı biçimde ele alınıyor.
“Uygarlığın en önemli görevlerinden birinin, iklim değişikliğinin önüne geçmek olduğunun” kaydedildiği raporda, hükümetlerin “temiz enerji kaynaklarına yönelik yaptıkları araştırmalara harcanan paraları 10 milyarlarca dolar artırmaları ve fosil yakıtlardan uzaklaşmayı teşvik etmeleri gerektiği vurgulandı.
Raporda, temiz enerji kaynaklarının geliştirilmesi için ABD’nin yaptığı harcamalar örnek verilerek, “Bu ülke, bu alandaki araştırmalara yatırdığı parayı en az 3’e katlamalı” denildi. Raporda hükümetlerin, kömürle çalışan termik santrallerin yenilerinin inşaatına izin vermemeleri gerektiği gibi tavsiyeler de yer aldı.
ÇEVRE MÜLTECİLERİ
Raporda, BM’nin de, “çevre mültecilerine” hazır olması gerektiği de belirtildi.
Deniz düzeyinin yükselmesinin yaratacağı ve özellikle kıyı bölgelerinden taşınacakların oluşturacağı çevre mültecilerinin 10 milyonlarca kişiyi bulabileceğinin belirtildiği raporda, yeni binaların, deniz düzeyinin en az 1 metre üzerindeki bölgelerde yapılmasının teşvik edilmesi gerektiği de kaydedildi.
Raporda, uluslararası hukukta bugün yalnızca “siyasi mültecinin” tanındığı ve bu kesime belirli bir statü verildiği belirtilerek, “çevre mültecisinin” de tanımının yapılması gerektiği vurgulandı.
İstanbul Bu Yaz Kuraklık Yaşayacak
İstanbul'da bu yaz kuraklık yaşanacak.Şu sıralar su kesintileriyle karşılaşmak mümkün.Daha önceden ve daha uzun süreli kesintiler yapılmalıydı.Oy kaygısıyla geleceğimizle oynayanları bir daha bulundukları yerde görmeyiz umarım.
İnsanları toplu taşıma araçlarına yönlendireceklerine, minibüslere, ayakta yolcu aldırmama yoluna gidenlerin, ne yapmaya çalıştıklarını anlayabilir miyiz? Sebebi belediye otobüslerine binmemizi sağlamak mıdır? Belediye otobüslerinde yer bulamayanlar başlarının çaresine baksın demek istiyorlar belki de.İçimizde küresel ısınmaya duyarlı olan ve bunun önüne, şahsen yapabildikleriyle geçmek isteyen vatandaşımız, aracına binmeyip de ne yapsın?
10 yıl sonra etkisini gösterecek deniyordu ya.Daha şimdiden hissediyoruz.Birkaç yıl sonra tv'lerden izleyeceğiz akan nehirleri, berrak suları.Tabi alternatif enerji kaynaklarından yararlanılır ve bu şekilde elektrik üretilirse açabiliriz televizyonlarımızı.
Televizyon kanallarımız nedense bu konuya önem vermiyor.Okan Bayülgen iki hafta bu konuyla ilgili konuklar ağırladı.İlkinde uzun uzun anlatıldı neler yapılabileceği.Tehlikenin ne boyutlarda olduğu konusunda bilgilendirildi oradaki birkaç yüz kişi ile televizyonu başındaki birkaç bin izleyici.Öyle ya gecenin üçünde kaç kişi tv başındadır ki? Buna da şükür.Teşekkürler Okan Bayülgen.
Bir an durup düşünmek lazım suyumuzu içerken, hayaller kurmak lazım gelecekle ilgili.Bir daha kana kana su içebilecek miyiz? Temiz su bulabilecek miyiz? Arap ülkelerinin yöntemlerini uygulamaya başlarız belki de.Ama ülkemiz o kadar zengin değil ki deniz suyunu arıtıp içme suyu haline getirsin.Getirse de kaç kişiye yetecek.Mali durumumuz milyonlara su sağlamaya yetecek mi?
Hep su diyoruz.Elbette su diyeceğiz.Allah'ın bize en büyük hediyesiydi su.Kirlettik, kirletiyoruz.Artık gökten de inmiyor eskisi kadar.Ağaçlarımızı kestik, yaktık.Dümdüz araziler yarattık.Üzerlerine oteller, lüks binalar diktik.Çoğu da denize yakın.Başardınız.Az kaldı.Yakında denizin içinde olacaksınız.Ormanları bilerek ya da bilmeyerek yakanların cezası hapis mi olmalıdır? Geleceğimizi yakan insanlar bu kadar basit bir cezayla mı kurtulmalıdır? Yakana da yaktırana da hapisten çok daha büyük cezalar verilmelidir!
Murat Zetel
İnsanları toplu taşıma araçlarına yönlendireceklerine, minibüslere, ayakta yolcu aldırmama yoluna gidenlerin, ne yapmaya çalıştıklarını anlayabilir miyiz? Sebebi belediye otobüslerine binmemizi sağlamak mıdır? Belediye otobüslerinde yer bulamayanlar başlarının çaresine baksın demek istiyorlar belki de.İçimizde küresel ısınmaya duyarlı olan ve bunun önüne, şahsen yapabildikleriyle geçmek isteyen vatandaşımız, aracına binmeyip de ne yapsın?
10 yıl sonra etkisini gösterecek deniyordu ya.Daha şimdiden hissediyoruz.Birkaç yıl sonra tv'lerden izleyeceğiz akan nehirleri, berrak suları.Tabi alternatif enerji kaynaklarından yararlanılır ve bu şekilde elektrik üretilirse açabiliriz televizyonlarımızı.
Televizyon kanallarımız nedense bu konuya önem vermiyor.Okan Bayülgen iki hafta bu konuyla ilgili konuklar ağırladı.İlkinde uzun uzun anlatıldı neler yapılabileceği.Tehlikenin ne boyutlarda olduğu konusunda bilgilendirildi oradaki birkaç yüz kişi ile televizyonu başındaki birkaç bin izleyici.Öyle ya gecenin üçünde kaç kişi tv başındadır ki? Buna da şükür.Teşekkürler Okan Bayülgen.
Bir an durup düşünmek lazım suyumuzu içerken, hayaller kurmak lazım gelecekle ilgili.Bir daha kana kana su içebilecek miyiz? Temiz su bulabilecek miyiz? Arap ülkelerinin yöntemlerini uygulamaya başlarız belki de.Ama ülkemiz o kadar zengin değil ki deniz suyunu arıtıp içme suyu haline getirsin.Getirse de kaç kişiye yetecek.Mali durumumuz milyonlara su sağlamaya yetecek mi?
Hep su diyoruz.Elbette su diyeceğiz.Allah'ın bize en büyük hediyesiydi su.Kirlettik, kirletiyoruz.Artık gökten de inmiyor eskisi kadar.Ağaçlarımızı kestik, yaktık.Dümdüz araziler yarattık.Üzerlerine oteller, lüks binalar diktik.Çoğu da denize yakın.Başardınız.Az kaldı.Yakında denizin içinde olacaksınız.Ormanları bilerek ya da bilmeyerek yakanların cezası hapis mi olmalıdır? Geleceğimizi yakan insanlar bu kadar basit bir cezayla mı kurtulmalıdır? Yakana da yaktırana da hapisten çok daha büyük cezalar verilmelidir!
Murat Zetel
Merkel: Enerji hedefleri belirlenmeli
AB Dönem Başkanı Almanya’nın Başbakanı Angela Merkel, AB liderlerinin, gelecek zirveye kadar sera etkisi yaratan gazlar ve küresel ısınmaya karşı enerji hedeflerini tam olarak belirlemesi gerektiğini söyledi.Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu’nda konuşan Merkel, “AB Dönem Başkanı Almanya, bu konudaki bazı hedefler konusunda ısrarcı olacak.Konunun belirsizlikte kalmasını istemiyoruz” dedi. AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso da daha sonra yaptığı konuşmada, bazı ülkelerin yinelenebilir enerji kaynakları yaratılmasıyla ilgili olarak belirlenen hedeflere yönelik güçlü itirazlarının, birliğin itibarına zarar verdiğini söyledi.
Barroso, “Küresel ısınmayı engellemeyi Avrupa’nın en önemli hedeflerinden biri haline getiremediğimiz ve bu konuda uzlaşma sağlayamadığımız takdirde itibarımız da zarar görür” dedi.
Barroso, “Küresel ısınmayı engellemeyi Avrupa’nın en önemli hedeflerinden biri haline getiremediğimiz ve bu konuda uzlaşma sağlayamadığımız takdirde itibarımız da zarar görür” dedi.
İklim değişikliği raporu açıklandı
BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli, 6 yıllık çalışma sonucunda hazırlanan raporu açıklandı. Raporda küresel ısınmadan büyük oranda insanlar sorumlu tutuluyor.Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin 2 bin 500 bilimadamı tarafından hazırlanan 4’üncü değerlendirme raporu, küresel ısınmadan insanları sorumlu tutuyor ve iklim değişikliğinin olası etkilerine ilişkin saptamalara yer veriyor. Altı yıl boyunca 2500 bilimadamının katkıları sonucunda hazırlanan ve Paris’te 100’den fazla hükümetin temsilcisi tarafından da tartışılarak onaylanan rapor, küresel ısınmanın nedenlerini ve etklilerini özetliyor.
Raporun verilerine göre 2100 yılına kadar sıcaklıkların 1,1 ila 6,4 santigrat derece yükselmesi bekleniyor. Buzulların erimesi ile deniz seviyelerinin de yüzyılın sonuna kadar 18 ila 59 santimetre yükselmesi de raporun beklentileri arasında.Rapor ilk kez küresel ısınmadan yüzde 90 oranında insanların sorumlu olduğunu açıkça ifade etmesi açısından da önem taşıyor. Raporda küresel ısınma nedeniyle tayfun ve sel felaketleriyle aşırı sıcak hava dalgalarının artacağı, bu durumun çölleşme ve kuraklığın daha geniş alanlara yayılmasına yol açacağına da dikkat çekiliyor.
Bilimadamları hazırladıkları bu raporun hükümetlerin politikalarını belirlerken temel alabileceği bir belge haline gelmesini umuyor.
Raporun verilerine göre 2100 yılına kadar sıcaklıkların 1,1 ila 6,4 santigrat derece yükselmesi bekleniyor. Buzulların erimesi ile deniz seviyelerinin de yüzyılın sonuna kadar 18 ila 59 santimetre yükselmesi de raporun beklentileri arasında.Rapor ilk kez küresel ısınmadan yüzde 90 oranında insanların sorumlu olduğunu açıkça ifade etmesi açısından da önem taşıyor. Raporda küresel ısınma nedeniyle tayfun ve sel felaketleriyle aşırı sıcak hava dalgalarının artacağı, bu durumun çölleşme ve kuraklığın daha geniş alanlara yayılmasına yol açacağına da dikkat çekiliyor.
Bilimadamları hazırladıkları bu raporun hükümetlerin politikalarını belirlerken temel alabileceği bir belge haline gelmesini umuyor.
Küresel ısınma aç bırakacak
Küresel ısınma nedeniyle 2080’e kadar 200 ila 600 milyon insan açlık çekecek, 1,1 ila 3,2 milyar insan da susuzluktan etkilenecek.130 ülkeden 2 bin 500 bilim adamının katılımıyla BM tarafından oluşturulan “Hükümetlerarası İklim Değişimi Uzmanlar Grubu”nun hazırladığı rapora göre, küresel ısınma nedeniyle 2030’a kadar 7 milyon insan su baskınlarıyla karşı karşıya kalacak. Dünyanın en büyük organizması Büyük Resif de tamamen kaybolacak.Paris’te devam eden toplantıda Cuma günü açıklanması beklenen ve Avustralya’da yayımlanan The Age gazetesinin ele geçirdiği rapora göre, 1900’den bu yana 0,7’den 0,8 dereceye ulaşan yeryüzünün sıcaklığı iki ila üç dereceye ulaşırsa, tüm Amazon ormanları da tehdit altında kalacak.Ülkenin sıkıntısını çektiği kronik su yokluğundan ötürü hassas bir durumda bulunan Avustralya Alpleri’nin tamamen kaybolacağı uyarısı yapılan raporda, yeryüzündeki biyoçeşitliliğin büyük kayba uğrayacağına dikkat çekiliyor.Raporda, küresel ısınmanın insani ve ekonomik bedelinin özellikle Afrika gibi en yoksul ülkelerde ve su kenarındaki Bangladeş ve Büyük Okyanus’taki adalar gibi yerlerde büyük olacağına işaret ediliyor.
AB karbon salınımını yüzde 20 azaltıyor
AB’ye üye ülkelerin çevre bakanları, karbon gazı salımını 2020 yılına kadar 1990’daki seviyeye göre yüzde 20 oranında azaltma konusunda anlaşmaya vardı.Brüksel’deki toplantılarında AB Komisyonu’nun geçen ay açıkladığı strateji raporunu görüşen bakanlar, küresel ısınmaya yol açan karbon gazı salımının yüzde 20 oranında azaltılması konusunda prensipte anlaştı. Ancak hangi ülkenin ne kadar kısıtlama yapacağı henüz netlik kazanmadı.Finlandiya, Macaristan ve Polonya’nın aralarında bulunduğu bazı üye ülkeler, Komisyon’un önerisine muhalefet ediyor. Almanya ise, karbon gazı salımını yüzde 40 oranında azaltmayı taahhüt etti. İngiltere, İspanya ve Slovenya da öneriyi destekleyen ülkelerden bazıları.
AB Komisyonu’nun raporunda, karbon salımlarındaki yüzde 20’lik kısıtlamanın bir başlangıç olduğu belirtiliyor. Hedeflenen oran ise yüzde 30.
AB Komisyonu’nun raporunda, karbon salımlarındaki yüzde 20’lik kısıtlamanın bir başlangıç olduğu belirtiliyor. Hedeflenen oran ise yüzde 30.
2007 En Sıcak Yıl Olabilir
İngiliz Meteoroloji uzmanlarına göre, 2007, dünya genelinde kayıtların tutulmaya başlandığı son 150 yıllık dönem içinde en sıcak yıl olabilir.Bugüne dek kaydedilen en sıcak yıl 1998.İklim değişikliği uzmanları, bu yılın daha sıcak olması ihtimalinin ise yüzde 60 olduğunu belirtiyor. Tahminlere göre küresel sıcaklığın, uzun dönemli ortalama olan 14 santigrat dereceden yarım derece daha sıcak olması mümkün.
Bilim adamları bu duruma iki sebep gösteriyor:
Bunlardan birincisi insan faaliyetlerinden doğan sera etkisine yol açan gaz salımları.
Bir yılın diğerinden daha sıcak olacağını tahmin etme imkanı veren bir diğer faktör ise El Nino iklim hareketinin kendini yeniden göstermeye başlaması.El Nino iklim hareketi her 4 ila 7 yıl aralığında, Güney Amerika'nın batı kıyılarında Büyük Okyanus'un olağandışı ısınmaya başlamasıyla oluşuyor, bu sırada derinlerde soğuk sular yüzeye yükselemiyor.
El Nino
Normalde soğuk ve güneyden kuzeye doğru akan suyun belli yıllarda akış yönü değişiyor ve ısınıyor.
Bu durum, sadece okyanusta yaşanan canlılara zarar vermekle kalmıyor, dünya genelinde beklenmedik hava olaylarının yaşanmasını, maddi hasar ve can kayıplarını getiriyor.
El Nino iklim hareketi dahilinde ısınma süresinin uzamasıyla da bu yıl küresel sıcaklığın artması bekleniyor.
Uzmanlar ayrıca 2006'nın İngiltere'de kayıtların tutulmaya başlandığı 1914'ten bu yana görülen en sıcak yıl olduğunu belirtiyorlar.
El Nino'nun etkisi "zayıf", "orta", "güçlü", "çok güçlü" ve "olağanüstü" şeklinde seviyelendiriliyor.
Büyük Okyanus'ta şu anda "orta" düzeyde El Nino etkisinin gözlendiği belirtiliyor.
Bu durum da uzmanların '2007'nin en sıcak yıl' olabileceği tahminlerini kuvvetlendiriyor.
Son yıkıcı El Nino etkisi 1997 - 98 yılları arasında yaşandı. Yaşanan doğa olaylarının dünyaya faturası 2 bin can kaybı ve 20 milyar sterlin oldu.
Bilim adamları bu duruma iki sebep gösteriyor:
Bunlardan birincisi insan faaliyetlerinden doğan sera etkisine yol açan gaz salımları.
Bir yılın diğerinden daha sıcak olacağını tahmin etme imkanı veren bir diğer faktör ise El Nino iklim hareketinin kendini yeniden göstermeye başlaması.El Nino iklim hareketi her 4 ila 7 yıl aralığında, Güney Amerika'nın batı kıyılarında Büyük Okyanus'un olağandışı ısınmaya başlamasıyla oluşuyor, bu sırada derinlerde soğuk sular yüzeye yükselemiyor.
El Nino
Normalde soğuk ve güneyden kuzeye doğru akan suyun belli yıllarda akış yönü değişiyor ve ısınıyor.
Bu durum, sadece okyanusta yaşanan canlılara zarar vermekle kalmıyor, dünya genelinde beklenmedik hava olaylarının yaşanmasını, maddi hasar ve can kayıplarını getiriyor.
El Nino iklim hareketi dahilinde ısınma süresinin uzamasıyla da bu yıl küresel sıcaklığın artması bekleniyor.
Uzmanlar ayrıca 2006'nın İngiltere'de kayıtların tutulmaya başlandığı 1914'ten bu yana görülen en sıcak yıl olduğunu belirtiyorlar.
El Nino'nun etkisi "zayıf", "orta", "güçlü", "çok güçlü" ve "olağanüstü" şeklinde seviyelendiriliyor.
Büyük Okyanus'ta şu anda "orta" düzeyde El Nino etkisinin gözlendiği belirtiliyor.
Bu durum da uzmanların '2007'nin en sıcak yıl' olabileceği tahminlerini kuvvetlendiriyor.
Son yıkıcı El Nino etkisi 1997 - 98 yılları arasında yaşandı. Yaşanan doğa olaylarının dünyaya faturası 2 bin can kaybı ve 20 milyar sterlin oldu.
Sera Etkisi Nedir
Kömür, doğalgaz ve fuel gibi fosil yakıtlar, yüksek basunç altında oluşmuş ve karbondioksit içeriği bakımından çok zengin organik maddelerdir. Bu yakıtların kullanımı sonucunda açığa çıkan CO2 gazı, atmosfere karışır.
Normalde karbon döngüsünün bir parçası olan bu olay, fosil yakıtların kullanımının artması ile atmosferdeki CO2 miktarının normalden yüksek seviyelere çıkmasına neden olur. Havanın başlıca iki bileşeni olan oksijen ve azot gazları, güneşin gözle görülebilen dalga boylu ışınlarını yansıtır ve morötesi ışımaların bir kısmını da absorblar (soğurur). Dünya yüzeyine ulaşabilen güneş ışınları, yeryüzü tarafından soğurularak ısıya dönüştürülür. Bu ısı, yeryüzündeki atomların titreşimine ve kızılötesi ışıma yapmalarına neden olur. Bu kızılötesi ışımalar, oksijen veya azot gazı tarafından soğurulmaz. Ancak havada bulunan CO2 ve CFC (kloroflorokarbon) gazları, kızılötesi ışımaların bir kısmını soğurarak, atmosferden dışarı çıkmalarını engeller. Bu soğurma olayı, atmosferin ısınmasına yol açar. Bunun sonucunda dünya, güneşin altına park edilmiş bir arabanın içi gibi ısınır. İşte bu etkiye, "sera etkisi" adı verilir. Sera etkisi dünya yüzeyinin ortalama sıcaklığını değiştireceği için, uzun vadede iklimlerde değişiklikler, buzulların erimesi, mevsimlerin kayması ve tarım alanlarının verimsizleşmesi gibi çok ciddi sorunlara neden olabilir.Uzun dönemde, yeryüzünün, güneşten aldığı enerji kadar enerjiyi uzaya vermesi gerekir. Güneş enerjisi yeryüzüne kısa dalga boyu radyasyon olarak ulaşır. Gelen radyasyonun bir bölümü, yeryüzünün yüzeyi ve atmosfer tarafından geri yansıtılır. Ama bunun büyük bölümü, atmosferden geçerek yeryüzünü ısıtır. Yeryüzü bu enerjiden, uzun dalga boyu, kızılötesi radyasyonla kurtulur. Gezegenimizin yüzeyi tarafından yukarıya salınan kızılötesi radyasyonun büyük bölümü atmosferdeki su buharı, karbondioksit ve doğal olarak oluşan diğer “sera gazları” tarafından emilir. Bu gazlar enerjinin, yeryüzünden geldiği gibi doğrudan uzaya geçmesini engeller.Birbiriyle etkileşimli birçok süreç (radyasyon, hava akımları, buharlaşma, bulut oluşumu ve yağmur dahil) enerjiyi atmosferin daha üst tabakalarına taşır ve enerji oradan uzaya aktarılır. Bu daha yavaş ve dolaylı süreç bizim için bir şanstır; çünkü yeryüzünün yüzeyi enerjiyi uzaya hiç engelsiz gönderebilseydi, o zaman yeryüzü soğuk ve yaşamsız bir yer, Mars gibi çıplak ve ıssız bir gezegen olurdu.Atmosferdeki gazların gelen güneş ışınımına karşı geçirgen, buna karşılık geri salınan uzun dalgalı yer ışınımına karşı çok daha az geçirgen olması nedeniyle Yerküre’nin beklenenden daha fazla ısınmasını sağlayan ve ısı dengesini düzenleyen bu doğal süreç sera etkisi olarak adlandırılmaktadır. İlgili sayfalar; küresel ısınma küresel ısınma nedir
Normalde karbon döngüsünün bir parçası olan bu olay, fosil yakıtların kullanımının artması ile atmosferdeki CO2 miktarının normalden yüksek seviyelere çıkmasına neden olur. Havanın başlıca iki bileşeni olan oksijen ve azot gazları, güneşin gözle görülebilen dalga boylu ışınlarını yansıtır ve morötesi ışımaların bir kısmını da absorblar (soğurur). Dünya yüzeyine ulaşabilen güneş ışınları, yeryüzü tarafından soğurularak ısıya dönüştürülür. Bu ısı, yeryüzündeki atomların titreşimine ve kızılötesi ışıma yapmalarına neden olur. Bu kızılötesi ışımalar, oksijen veya azot gazı tarafından soğurulmaz. Ancak havada bulunan CO2 ve CFC (kloroflorokarbon) gazları, kızılötesi ışımaların bir kısmını soğurarak, atmosferden dışarı çıkmalarını engeller. Bu soğurma olayı, atmosferin ısınmasına yol açar. Bunun sonucunda dünya, güneşin altına park edilmiş bir arabanın içi gibi ısınır. İşte bu etkiye, "sera etkisi" adı verilir. Sera etkisi dünya yüzeyinin ortalama sıcaklığını değiştireceği için, uzun vadede iklimlerde değişiklikler, buzulların erimesi, mevsimlerin kayması ve tarım alanlarının verimsizleşmesi gibi çok ciddi sorunlara neden olabilir.Uzun dönemde, yeryüzünün, güneşten aldığı enerji kadar enerjiyi uzaya vermesi gerekir. Güneş enerjisi yeryüzüne kısa dalga boyu radyasyon olarak ulaşır. Gelen radyasyonun bir bölümü, yeryüzünün yüzeyi ve atmosfer tarafından geri yansıtılır. Ama bunun büyük bölümü, atmosferden geçerek yeryüzünü ısıtır. Yeryüzü bu enerjiden, uzun dalga boyu, kızılötesi radyasyonla kurtulur. Gezegenimizin yüzeyi tarafından yukarıya salınan kızılötesi radyasyonun büyük bölümü atmosferdeki su buharı, karbondioksit ve doğal olarak oluşan diğer “sera gazları” tarafından emilir. Bu gazlar enerjinin, yeryüzünden geldiği gibi doğrudan uzaya geçmesini engeller.Birbiriyle etkileşimli birçok süreç (radyasyon, hava akımları, buharlaşma, bulut oluşumu ve yağmur dahil) enerjiyi atmosferin daha üst tabakalarına taşır ve enerji oradan uzaya aktarılır. Bu daha yavaş ve dolaylı süreç bizim için bir şanstır; çünkü yeryüzünün yüzeyi enerjiyi uzaya hiç engelsiz gönderebilseydi, o zaman yeryüzü soğuk ve yaşamsız bir yer, Mars gibi çıplak ve ıssız bir gezegen olurdu.Atmosferdeki gazların gelen güneş ışınımına karşı geçirgen, buna karşılık geri salınan uzun dalgalı yer ışınımına karşı çok daha az geçirgen olması nedeniyle Yerküre’nin beklenenden daha fazla ısınmasını sağlayan ve ısı dengesini düzenleyen bu doğal süreç sera etkisi olarak adlandırılmaktadır. İlgili sayfalar; küresel ısınma küresel ısınma nedir
Karbon salınımını durdurana ödül
Küresel ısınmayı getiren sera etkisine yol açan başta karbondioksit olmak üzere çeşitli gazların atmosfere salımını durduracak en iyi fikri üretene milyonlarca dolar vaat ediliyor.ABD’nin Bill Clinton döneminde eski başkan yardımcısı Al Gore ve İngiliz milyarder iş adamı Richard Branson, bugün İngiltere’nin başkenti Londra’da bilim adamlarını bu yönde çalışmaya teşvik edecek uluslararası yarışmayı ilan ettiler. Buna göre, atmosfere karışan karbondioksitin temizlenmesinde en başarılı yöntemi geliştiren tam 25 milyon ABD dolarının sahibi olacak.Ancak adayların, atmosferden yılda en az bir milyar ton karbonu temizleyecek öneriler getirmeleri şart koşuluyor.
Projeler, aralarında dünyayı bir süper organizma olarak tanımlayan Gaia tezinin fikir babası James Lovelock ve Nasa’dan bilimadamı James Hansen da bulunuyor.
Sir Richard Branson, yarışmanın tanıtımı için düzenlenen basın toplantısında insanlığın karşı karşıya olduğu felaketin boyutlarını kavraması gerektiğini söyledi. Sir Richard, “Dünya 60 yıl bekleyemez. Ben çocuklarım ve torunlarımın bir geleceği olsun istiyorum ve zaman akıyor” diye konuştu.
Gezegenin varlığını sürdürebilmesi için bu gazlardan kurtulacak yöntemler bulmanın hayati önem taşıdığını belirten Sir Richard, bu nedenle en iyi çözüm olarak 25 milyon dolarlık para ödülünü önerdiğini söyledi.
Eski başkan adaylarından ve şimdilerde küresel ısınmayla mücadele alanında faaliyet gösteren ve bu konuda ‘An Inconvenient Truth - Uygunsuz Gerçek’ adlı filmi hazırlayan Al Gore, Virgin şirketinin patronu Branson’a destek verdi.
Gore, bunun ‘insanoğlunun karşı karşıya olduğu gerçekliği kabullenme yolunda yaşadığı ahlaki bir yüzleşme’ olduğuna dikkat çekti.
Çevre örgütleri de yarışmanın, kamuoyunun ve bilimadamlarının küresel ısınmaya ilgisini artırmasını umuyor.
Projeler, aralarında dünyayı bir süper organizma olarak tanımlayan Gaia tezinin fikir babası James Lovelock ve Nasa’dan bilimadamı James Hansen da bulunuyor.
Sir Richard Branson, yarışmanın tanıtımı için düzenlenen basın toplantısında insanlığın karşı karşıya olduğu felaketin boyutlarını kavraması gerektiğini söyledi. Sir Richard, “Dünya 60 yıl bekleyemez. Ben çocuklarım ve torunlarımın bir geleceği olsun istiyorum ve zaman akıyor” diye konuştu.
Gezegenin varlığını sürdürebilmesi için bu gazlardan kurtulacak yöntemler bulmanın hayati önem taşıdığını belirten Sir Richard, bu nedenle en iyi çözüm olarak 25 milyon dolarlık para ödülünü önerdiğini söyledi.
Eski başkan adaylarından ve şimdilerde küresel ısınmayla mücadele alanında faaliyet gösteren ve bu konuda ‘An Inconvenient Truth - Uygunsuz Gerçek’ adlı filmi hazırlayan Al Gore, Virgin şirketinin patronu Branson’a destek verdi.
Gore, bunun ‘insanoğlunun karşı karşıya olduğu gerçekliği kabullenme yolunda yaşadığı ahlaki bir yüzleşme’ olduğuna dikkat çekti.
Çevre örgütleri de yarışmanın, kamuoyunun ve bilimadamlarının küresel ısınmaya ilgisini artırmasını umuyor.
Küresel ısınmanın Türkiyeye etkileri
2070’te Türkiye genelinde sıcaklıklar 6 derece kadar yükselecek, Karadeniz Bölgesi dışında yağışlar iyice azalacak. Ekosistem değişince, birçok canlı türü de yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak.İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü, küresel ısınmasının, Türkiye üzerindeki etkilerine ilişkin bir senaryo hazırladı. Bu senaryoya göre, küresel ısınma aynı şekilde devam ederse, 2070’te Türkiye genelinde sıcaklıklar 6 derece kadar yükselecek. Ekosistem değişecek, canlı türleri yok olma tehlikesi yaşayacak.Prof.Dr. Nüzhet Dalfes, Türkiye’nin küresel ısınmayla mücadele karşısındaki tutumunu, “İlk defa bir yerde Türkiye Cumhuriyeti hükümeti bizden bilgi talep eder durumda oldu. Bu tabii bizi çok sevindirdi ama Türkiye bu açıdan geç kalmış bir ülke” sözleriyle eleştirdi.
Çevre ve Orman Bakanlığı’nın isteğiyle, “Türkiye için iklim değişikliği senaryoları” başlıklı bir rapor hazırladıklarını söyleyen Dalfes, şu ana kadar elde edilen verilerin, 2070 -2100 yılları arasını kapsadığını açıkladı.
Dalfes, çalışmayla en kötü durum için hazınlanmış bir projeksiyon yapıldığını dile getirerek, “Türkiye’yi hoş olmayan bir tablo bekliyor” dedi.
Eldeki verilere göre küresel ısınma aynı şekilde devam ederse, yaz aylarında Türkiye’nin batısında sıcaklıklar 5 ila 6 derece, Orta ve Doğu Anadolu ile Güneydoğu Anadolu bölgelerinde ise 3 ila 4 derece yükselecek.
Kış aylarında da sıcaklıklar 2 ila 3 derece yükselecek.
Senaryoya göre, 2070 yılında Karadeniz Bölgesi’nde yağışlar yüzde 10 ila 20’lik artış gösterecek, güneyde ise yüzde 30’a kadar azalacak.
Prof. Dr. Nüzhet Dalfes, iklim değişikliklerinin farklı şekillerde hissedileceğini, önümüzdeki on yıllarda iklimin değişikliğinin daha fazla hissedileceğini vurgulayarak şöyle diyor:
“Kar yağdığı kışlar da olacak, daha az kar yağdığı kışlar da olacak. Türkiye’nin ekosistemlerinde ciddi sorunlar olacak ki bu ekosistemler de bir ülkeyi bir coğrafyayı ayakta tutan şeyler... Böceğiyle, merasıyla, kurduyla, hayvanıyla canlılar etkilenecek, bir sürü canlı yok olacak...”
Dalfes, küresel ısınmayla mücadele konusunda, öncelikle, sera gazlarının yayılımının azaltılması gerektiğini vurguluyor.
İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü tarafından yürütülen çalışmaların önümüzdeki yıl tamamlanması planlanıyor.
Çevre ve Orman Bakanlığı’nın isteğiyle, “Türkiye için iklim değişikliği senaryoları” başlıklı bir rapor hazırladıklarını söyleyen Dalfes, şu ana kadar elde edilen verilerin, 2070 -2100 yılları arasını kapsadığını açıkladı.
Dalfes, çalışmayla en kötü durum için hazınlanmış bir projeksiyon yapıldığını dile getirerek, “Türkiye’yi hoş olmayan bir tablo bekliyor” dedi.
Eldeki verilere göre küresel ısınma aynı şekilde devam ederse, yaz aylarında Türkiye’nin batısında sıcaklıklar 5 ila 6 derece, Orta ve Doğu Anadolu ile Güneydoğu Anadolu bölgelerinde ise 3 ila 4 derece yükselecek.
Kış aylarında da sıcaklıklar 2 ila 3 derece yükselecek.
Senaryoya göre, 2070 yılında Karadeniz Bölgesi’nde yağışlar yüzde 10 ila 20’lik artış gösterecek, güneyde ise yüzde 30’a kadar azalacak.
Prof. Dr. Nüzhet Dalfes, iklim değişikliklerinin farklı şekillerde hissedileceğini, önümüzdeki on yıllarda iklimin değişikliğinin daha fazla hissedileceğini vurgulayarak şöyle diyor:
“Kar yağdığı kışlar da olacak, daha az kar yağdığı kışlar da olacak. Türkiye’nin ekosistemlerinde ciddi sorunlar olacak ki bu ekosistemler de bir ülkeyi bir coğrafyayı ayakta tutan şeyler... Böceğiyle, merasıyla, kurduyla, hayvanıyla canlılar etkilenecek, bir sürü canlı yok olacak...”
Dalfes, küresel ısınmayla mücadele konusunda, öncelikle, sera gazlarının yayılımının azaltılması gerektiğini vurguluyor.
İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü tarafından yürütülen çalışmaların önümüzdeki yıl tamamlanması planlanıyor.
Adalar sular altında kalabilir
Avrupa Yenilenebilir Enerjiler Birliği (EUROSOLAR) Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Tanay Sıdkı Uyar: Küresel ısınmanın yavaşlatılamaması durumunda irili ufaklı çok sayıda ada ile ada devleti sular altında kalabilir.Uyar, Küçük Ada Devletler Birliği’ne üye 40’ı aşkın ada devleti bulunduğunu söyledi. Dr. Uyar, başta enerji üretimi amaçlı fosil atıkların kullanımı olmak üzere insan etkinliklerinden kaynaklanan küresel ısınmanın yavaşlatılması için tüm dünyanın el birliği içinde olması gerektiğini kaydetti.
Küresel ısınmanın önüne geçilememesi durumunda Küçük Ada Devletler Birliği’ne (AOSİS) üye, deniz seviyesinden 3-4 metre yükseklikte olan ada devletlerinin tamamen, yerleşim birimleri kıyı şeridinde olan ada devletlerinin de kısmen tehlike altına gireceğini bildiren Uyar, kutuplardaki buzların kopmaya, dağlardaki karların erimeye başladığını ve daha fazla suyun atmosferde dolaştığını belirtti.
DENİZ SEVİYESİNDE 1 METRELİK YÜKSELME BEKLENİYOR
Uyar, daha önce ortalama 16 derece olan sıcaklığın, fosil yakıtların kullanımı nedeniyle son 150 yılda, 16.5 ile 16.8 derece düzeyine ulaştığını ifade ederek, “Küresel ısınma konusunda yapılan çalışmalarda deniz seviyesinin son 150 yılda 25 santimetre arttığı belirlendi. Bu olumsuzlukların devamı, önlenememesi durumunda özellikle ada devletleri açısından büyük tehlike gündeme geliyor.
Fosil yakıt kullanımı bu hızla devam ederse, deniz seviyesinde önümüzdeki yüzyılda 1 metrelik yükselme olması tahmin ediliyor. bu kadarlık yükselmenin neden olacağı doğal afetler adaları tamamen su altında bırakabilir” dedi.
Uyar, Küçük Ada Devletler Birliği’ne üye 40’ı aşkın ada devleti bulunduğunu söyledi.
Uyar “Sınırlı kaynak ve insan faaliyetlerinin yoğunluğundan olumsuz etkilenen ve deniz seviyesinden 3-4 metre yüksekte olan, yerleşim alanları yine kıyı şeridinde bulunan ada devletleri, küresel ısınmanın etkisiyle deniz suyunun yükselmesi ve olası doğal afetlere karşı tehdit altında. İklim değişimine karşı çok kırılgan ve deniz seviyesine yakın olan özellikle Bahama, Kiribati, Maldivler ve Marşal adaları gibi ada ülkeleri için gelecekte riskli gelişmeler yaşanabilir. Ancak, insanlığın bu kadar duyarsız davranarak felakete kucak açacağını sanmıyorum.”
Küresel ısınmanın önüne geçilememesi durumunda Küçük Ada Devletler Birliği’ne (AOSİS) üye, deniz seviyesinden 3-4 metre yükseklikte olan ada devletlerinin tamamen, yerleşim birimleri kıyı şeridinde olan ada devletlerinin de kısmen tehlike altına gireceğini bildiren Uyar, kutuplardaki buzların kopmaya, dağlardaki karların erimeye başladığını ve daha fazla suyun atmosferde dolaştığını belirtti.
DENİZ SEVİYESİNDE 1 METRELİK YÜKSELME BEKLENİYOR
Uyar, daha önce ortalama 16 derece olan sıcaklığın, fosil yakıtların kullanımı nedeniyle son 150 yılda, 16.5 ile 16.8 derece düzeyine ulaştığını ifade ederek, “Küresel ısınma konusunda yapılan çalışmalarda deniz seviyesinin son 150 yılda 25 santimetre arttığı belirlendi. Bu olumsuzlukların devamı, önlenememesi durumunda özellikle ada devletleri açısından büyük tehlike gündeme geliyor.
Fosil yakıt kullanımı bu hızla devam ederse, deniz seviyesinde önümüzdeki yüzyılda 1 metrelik yükselme olması tahmin ediliyor. bu kadarlık yükselmenin neden olacağı doğal afetler adaları tamamen su altında bırakabilir” dedi.
Uyar, Küçük Ada Devletler Birliği’ne üye 40’ı aşkın ada devleti bulunduğunu söyledi.
Uyar “Sınırlı kaynak ve insan faaliyetlerinin yoğunluğundan olumsuz etkilenen ve deniz seviyesinden 3-4 metre yüksekte olan, yerleşim alanları yine kıyı şeridinde bulunan ada devletleri, küresel ısınmanın etkisiyle deniz suyunun yükselmesi ve olası doğal afetlere karşı tehdit altında. İklim değişimine karşı çok kırılgan ve deniz seviyesine yakın olan özellikle Bahama, Kiribati, Maldivler ve Marşal adaları gibi ada ülkeleri için gelecekte riskli gelişmeler yaşanabilir. Ancak, insanlığın bu kadar duyarsız davranarak felakete kucak açacağını sanmıyorum.”
Küresel ısınmaya karşı ilk öneriler
Küresel ısınmaya karşı oluşturulan komisyon ilk önerilerini Bakanlar Kurulu’na sunmaya hazırlanıyor.En radikal öneri mesai saatlerinin bir saat öne çekilmesi. Enerji tasarrufu için ayrıca sokak aydınlatmasında güneş enerjisine geçilmesi planlanıyor. Daha az su kullanımı için sifon depolarının 6 litreden 4 litreye düşürülmesi de gündemde. Çevre Bakanlığı, Tarım Bakanlığı ve Enerji Bakanlığı’ndan oluşan küresel ısınmaya yönelik komisyon, önerilerini önümüzdeki hafta Bakanlar Kurulu’na sunacak.
Öneriler arasında en dikkat çeken konu kamu çalışanlarının mesai başlangıcının sabah 7.00’ye çekilmesi. Çevre Bakanlığı, ABD’de uygulanan bu sistemle mesai saati ile okul saati arasında fark oluşturmayı amaçlıyor. Böylece hem trafik rahatlayacak hem de enerji tasarrufu sağlanacak.Ancak Enerji Bakanı Hilmi Güler, bu konu ile ilgili olarak henüz net bir karar verilmediğini söyledi. Çevre Bakanlığı’nın bir çalışma yaptığını doğrulayan Güler, önümüzdeki günlerde Tarım Bakanı ve Çevre Bakanı ile bu konuda üçlü bir görüşme yapacaklarını kaydetti.
Bir başka uygulama da aydınlatmalara yönelik. Hem sokak hem de otobüs durakları ve reklam panosu aydınlatmalarında elektrik yerine güneş enerjisinden faydalanılacak. Depolama sistemi de olacak bu tip aydınlatmaya geçiş süresinde ise aydınlatma sürelerinin aşağı çekilmesi planlanıyor.
Kaçak kaynak suyu kullananların tespiti için çalışmalar sürüyor. Sayının 120 bin civarında olduğu tahmin edilirken, özellikle gölleri ve akarsuları besleyen kaynak sularının kaçak kullanımının hızla engellenmesi gündemde.
Bir diğer tasarruf kalemi ise evlerden gelecek. Klozetlerde kullanılan sifonların 6 litrelik deposu 4 litreye çekilecek. Avrupa Birliği’nde son olarak bu depoların 2,5 litreye çekilmesinin tartışıldığı belirtiliyor.
Öneriler arasında en dikkat çeken konu kamu çalışanlarının mesai başlangıcının sabah 7.00’ye çekilmesi. Çevre Bakanlığı, ABD’de uygulanan bu sistemle mesai saati ile okul saati arasında fark oluşturmayı amaçlıyor. Böylece hem trafik rahatlayacak hem de enerji tasarrufu sağlanacak.Ancak Enerji Bakanı Hilmi Güler, bu konu ile ilgili olarak henüz net bir karar verilmediğini söyledi. Çevre Bakanlığı’nın bir çalışma yaptığını doğrulayan Güler, önümüzdeki günlerde Tarım Bakanı ve Çevre Bakanı ile bu konuda üçlü bir görüşme yapacaklarını kaydetti.
Bir başka uygulama da aydınlatmalara yönelik. Hem sokak hem de otobüs durakları ve reklam panosu aydınlatmalarında elektrik yerine güneş enerjisinden faydalanılacak. Depolama sistemi de olacak bu tip aydınlatmaya geçiş süresinde ise aydınlatma sürelerinin aşağı çekilmesi planlanıyor.
Kaçak kaynak suyu kullananların tespiti için çalışmalar sürüyor. Sayının 120 bin civarında olduğu tahmin edilirken, özellikle gölleri ve akarsuları besleyen kaynak sularının kaçak kullanımının hızla engellenmesi gündemde.
Bir diğer tasarruf kalemi ise evlerden gelecek. Klozetlerde kullanılan sifonların 6 litrelik deposu 4 litreye çekilecek. Avrupa Birliği’nde son olarak bu depoların 2,5 litreye çekilmesinin tartışıldığı belirtiliyor.
Meclis küresel ısınmaya el attı
TBMM Genel Kurulunda, küresel ısınma ve iklim değişiklikleri etkilerinin belirlenmesi için Meclis Araştırması açılması kabul edildi.Önerge üzerinde Anavatan Partisi grubunun görüşlerini açıklayan Hatay Milletvekili Züheyir Amber, küresel ısınmanın tehlikelerine dikkati çekerken, "Belki de 30-40 yıl sonra çocuklarımız, mezarlarımıza sevap için dökecek su bulamayacaklar" dedi. Karbondioksit salınımının artmasıyla küresel ısınmanın da arttığını, bu durumun su kaynaklarının azalmasına yol açtığını anlatan Amber, küresel ısınmada ABD'nin etkin bir rol oynadığını ifade etti. Amber, Türkiye'nin Kyoto Protokolüne imza koymasını da istedi.AK Parti grubu adına söz alan Kayseri Milletvekili Adem Baştürk, fosil yakıtların yanı sıra katı atıkların meydana getirdiği metan gazının oluşturduğu tehlikeyi dile getirdi.Konuşmalardan sonra yapılan oylamada, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin etkilerinin belirlenmesi için Meclis Araştırması açılması kabul edildi.Küresel ısınma konusunda kurulacak Meclis Araştırma Komisyonu, 3 ay süreyle çalışacak.
Himalayalar da Amazonun peşinden yok oluyor
Himalaya dağlarının Amazonlar’dan daha yüksek biyo-çeşitliliğe sahip olan ormanlarının yarısı, 2100 yılında kadar yok olacak.Dünya’nın çatısı Himalaya dağları tehlikede. Ormanların azalması sonucunda bölgedeki canlıların dörtte biri yok olması tehlikesiyle karşı karşıya. Soyu tükenen hayvanlar arasında kaplanlar, leoparlar da bulunuyor. Baraj yapımı ve yeni tarım alanlarının açılması nedeniyle yüzyıl sonunda dek ormanların yarısı yok olacak.
Himayalar’da toprağı bulunan Hindistan konuya karşı duyarsız kalmakla suçlanıyor. Hint hükümeti yetkilileri ormanların aslında yok olmadığını iddia ediyor. Çevreciler Hint hükümetinin saptırılmış verilere dayanarak bölgede yeni hidroelektrik barajlarının inşasına onay verdiğini ve bunun tahribatı artıracağının altını çiziyor.
EKOSİSTEMİ AMAZONLAR’DAN DAHA GELİŞMİŞ
‘Dünyanın çatısı’ Himalaya dağları aynı zamanda, hayvan ve bitki çeşidi zenginliği itibariyle yeryüzünün nadide bölgelerinden. Örneğin, geçen yıl yayımlanan bir araştırmada Himalayalar’ın sulak bölgelerinin Amazon ormanlarından çok daha yüksek bir çeşitliliğe sahip olduğunu vurguluyor.Delhi Üniversitesi uzmanı Maharaj Pandit, Himalaya dağlarındaki ekosistemin korunması gerektiğini dile getiriyor. Dr. Pandit, kaplan, kara ayı, geyik, leopar ve sarı şahinlere ev sahipliği yapan Himalaya ormanlarının korunmaması halinde bu türlerin soyunun tükenebileceğini savunuyor.
ORMANLARIN YÜZDE 25’İ YOK OLDU
Pandit başkanlığındaki bir ekip, bölgenin 1972-1974, 1980-1983 ve 1999-2001 aralıklarına ait yüksek çözünürlüklü uygu görüntüleri inceledi. Himalayalar, 1970-2000 aralığında tüm ormanlarının yüzde 15’ini kaybetti. Tahminler göre de, 2100 yılında ormanlarının yarısını kaybetmiş olacak. Uzmanlar, nüfus artışı ve yeni tarımsal arazilerin açılması nedeniyle orman kaybının artarak süreceğini öngörüyor.
TARIM ARAZİSİ VE BARAJ İÇİN ORMANLAR KESİLİYOR
Bu bilimsel verilere karşılık, Hindistan Orman Bakanlığı, 1970-2100 aralığında Himalaya ormanlarının yüzde 40 artacağını iddia ediyor. Delhi Üniversitesi bilim insanları, hükümet istatistiklerinin kötü örneklemlere dayandığını belirtiyor.
Uzmanlar ayrıca, baraj inşaatları ve tarım arazi açmak için yapılan kesimlerin orman katliamının iki önemli nedeni olarak gösteriyor. Nüfusu 1 milyar’ın üzerinde olan Hindistan’ın kezuy kısımları su ihtiyacını Himalaya dağlarındaki ırmaklardan karşılıyor.
Himayalar’da toprağı bulunan Hindistan konuya karşı duyarsız kalmakla suçlanıyor. Hint hükümeti yetkilileri ormanların aslında yok olmadığını iddia ediyor. Çevreciler Hint hükümetinin saptırılmış verilere dayanarak bölgede yeni hidroelektrik barajlarının inşasına onay verdiğini ve bunun tahribatı artıracağının altını çiziyor.
EKOSİSTEMİ AMAZONLAR’DAN DAHA GELİŞMİŞ
‘Dünyanın çatısı’ Himalaya dağları aynı zamanda, hayvan ve bitki çeşidi zenginliği itibariyle yeryüzünün nadide bölgelerinden. Örneğin, geçen yıl yayımlanan bir araştırmada Himalayalar’ın sulak bölgelerinin Amazon ormanlarından çok daha yüksek bir çeşitliliğe sahip olduğunu vurguluyor.Delhi Üniversitesi uzmanı Maharaj Pandit, Himalaya dağlarındaki ekosistemin korunması gerektiğini dile getiriyor. Dr. Pandit, kaplan, kara ayı, geyik, leopar ve sarı şahinlere ev sahipliği yapan Himalaya ormanlarının korunmaması halinde bu türlerin soyunun tükenebileceğini savunuyor.
ORMANLARIN YÜZDE 25’İ YOK OLDU
Pandit başkanlığındaki bir ekip, bölgenin 1972-1974, 1980-1983 ve 1999-2001 aralıklarına ait yüksek çözünürlüklü uygu görüntüleri inceledi. Himalayalar, 1970-2000 aralığında tüm ormanlarının yüzde 15’ini kaybetti. Tahminler göre de, 2100 yılında ormanlarının yarısını kaybetmiş olacak. Uzmanlar, nüfus artışı ve yeni tarımsal arazilerin açılması nedeniyle orman kaybının artarak süreceğini öngörüyor.
TARIM ARAZİSİ VE BARAJ İÇİN ORMANLAR KESİLİYOR
Bu bilimsel verilere karşılık, Hindistan Orman Bakanlığı, 1970-2100 aralığında Himalaya ormanlarının yüzde 40 artacağını iddia ediyor. Delhi Üniversitesi bilim insanları, hükümet istatistiklerinin kötü örneklemlere dayandığını belirtiyor.
Uzmanlar ayrıca, baraj inşaatları ve tarım arazi açmak için yapılan kesimlerin orman katliamının iki önemli nedeni olarak gösteriyor. Nüfusu 1 milyar’ın üzerinde olan Hindistan’ın kezuy kısımları su ihtiyacını Himalaya dağlarındaki ırmaklardan karşılıyor.
Küresel ısınma mercanları yok edecek
Okyanus suyunun ısınması, mercanların hızla yok olmasına yol açıyor. Sadece 1998 yılında, dünyadaki tüm mercanların yüzde 16’sı yok olmuştu.Bilim insanları, Hint Okyanusu’nda Afrika’nın doğusundaki Seyşeller adalarında meydana gelen, okyanus suyunun ısınmasına bağlı mercan ölümlerini araştırıyor. Uzmanlar, okyunus sularında mercanların yanı sıra balıkların da yok olduğunu, buna karşılık yosunların hızlı bir artış gösterdiğini ortaya çıkardı.
Hint Okyanusu’nda 1998 yılında olağanüstü bir olay meydana gelmiş ve su sıcaklığı tarihin en yüksek seviyesine çıkmıştı. Bu ani ısı artışı, Seyşeller’deki mercanların yüzde 90’ının solarak (beyazlaşma) ölmesine neden olmuştu. Mercanların solması, küresel ısınmanın en belirgin göstergelerinden sayılıyor.
Dünya denizlerinde mercanlar 285 bin kilometre kare alan kaplıyor ve denizlerdeki yaşamın yüzde 25’ini destekliyor.
Araştırmayı yürüten University of Newcastle profesörü Nick Graham, mercanların solmasının dünya denizlerinde daha sık rastlanır olduğunu ve sıcaklıklardaki öngörülen artışla bunun daha da tehlikeli bir hal alacağı uyarısını yapıyor.
BİR DERECE’LİK ARTIŞ DAHİ DENGEYİ BOZUYOR
Mercanlar, denizlerde fotosentetik yosunlarla karşılıklı bir etkileşim içinde yaşıyorlar. Ancak deniz suyu ısısının yaz normallerinin üstüne çıkması halinde, mercanlar bünyelerinde barındırdıkları tek hücreli yosunları salmaya başlıyorlar. Bunun bir nedeni olarak, yosunların yüksek ısıda toksin üretmesi gösteriliyor.
Oysa, yosunlar mercanlara enerjilerini ve renklerini veren temel unsurlar. Dolayısıyla yosunlar terkedince, mercanlar renk yitiriyor.
Aşırı yüksek ısının süreklilik göstermesi halinde de, mercanlar topluca solarak ölüyorlar.1998 yılında mercanların solması Seyşeller adalarına özgü bir durum değil; aynı yıl bütün denizlerdeki mercanlar benzer bir akıbetin kurbanı olmuştu. Sadece 1998 yılında dünyadaki tüm mercanların yüzde 16’sının yok olduğu tahmin ediliyor. Ancak Seyşeller’deki durum, diğer yerler arasında en dramatik olanıydı.
BESİN ZİNCİRİNDE KALICI HASAR
Arada geçen 7 yıllık süre zarfında, solan mercanların bir çoğu kendini yenileyemeyi başaramadı. Mercanların ortadan kaybolması, besin zincirinde birçok su canlısının besinsiz kalmasına neden oluyor.
Araştırmalar, dört balık türünün bölgesel olarak soyunun tükendiği ve altı türün de tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını gösteriyor. Mercanların yok olması sonucunda bölgedeki deniz canlısı çeşitliliğinin yarı yarıya azalması riski bulunuyor.
GELECEK 30 YILDA YENİDEN OLABİLİR
Biyo-çeşitliliğin azalması, ekosistemi daha kırılgan hale getiriyor. Küçük balıklar, büyük balıklara göre çok daha hızlı yok oluyorlar, ancak küçük canlıların ortadan kaybolması besin zincirinde daha kalıcı hasarlara yol açıyor ve bu hasar zamanla katlanıyor. University of Newcastle bilim ekibinin araştırmasında, yosunların yayılmasını önleyen otobur balıkların soyunun tükenmesinin en önemli tehlikelerden biri olarak altını çiziyor.
Bilgisayar modellemeleri, gelecek 30 yılda bir kez daha büyük çaplı bir mercan solması olayının meydana gelebileceğini gösteriyor.
Kaynak: Araştırma Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanmıştır.
Hint Okyanusu’nda 1998 yılında olağanüstü bir olay meydana gelmiş ve su sıcaklığı tarihin en yüksek seviyesine çıkmıştı. Bu ani ısı artışı, Seyşeller’deki mercanların yüzde 90’ının solarak (beyazlaşma) ölmesine neden olmuştu. Mercanların solması, küresel ısınmanın en belirgin göstergelerinden sayılıyor.
Dünya denizlerinde mercanlar 285 bin kilometre kare alan kaplıyor ve denizlerdeki yaşamın yüzde 25’ini destekliyor.
Araştırmayı yürüten University of Newcastle profesörü Nick Graham, mercanların solmasının dünya denizlerinde daha sık rastlanır olduğunu ve sıcaklıklardaki öngörülen artışla bunun daha da tehlikeli bir hal alacağı uyarısını yapıyor.
BİR DERECE’LİK ARTIŞ DAHİ DENGEYİ BOZUYOR
Mercanlar, denizlerde fotosentetik yosunlarla karşılıklı bir etkileşim içinde yaşıyorlar. Ancak deniz suyu ısısının yaz normallerinin üstüne çıkması halinde, mercanlar bünyelerinde barındırdıkları tek hücreli yosunları salmaya başlıyorlar. Bunun bir nedeni olarak, yosunların yüksek ısıda toksin üretmesi gösteriliyor.
Oysa, yosunlar mercanlara enerjilerini ve renklerini veren temel unsurlar. Dolayısıyla yosunlar terkedince, mercanlar renk yitiriyor.
Aşırı yüksek ısının süreklilik göstermesi halinde de, mercanlar topluca solarak ölüyorlar.1998 yılında mercanların solması Seyşeller adalarına özgü bir durum değil; aynı yıl bütün denizlerdeki mercanlar benzer bir akıbetin kurbanı olmuştu. Sadece 1998 yılında dünyadaki tüm mercanların yüzde 16’sının yok olduğu tahmin ediliyor. Ancak Seyşeller’deki durum, diğer yerler arasında en dramatik olanıydı.
BESİN ZİNCİRİNDE KALICI HASAR
Arada geçen 7 yıllık süre zarfında, solan mercanların bir çoğu kendini yenileyemeyi başaramadı. Mercanların ortadan kaybolması, besin zincirinde birçok su canlısının besinsiz kalmasına neden oluyor.
Araştırmalar, dört balık türünün bölgesel olarak soyunun tükendiği ve altı türün de tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını gösteriyor. Mercanların yok olması sonucunda bölgedeki deniz canlısı çeşitliliğinin yarı yarıya azalması riski bulunuyor.
GELECEK 30 YILDA YENİDEN OLABİLİR
Biyo-çeşitliliğin azalması, ekosistemi daha kırılgan hale getiriyor. Küçük balıklar, büyük balıklara göre çok daha hızlı yok oluyorlar, ancak küçük canlıların ortadan kaybolması besin zincirinde daha kalıcı hasarlara yol açıyor ve bu hasar zamanla katlanıyor. University of Newcastle bilim ekibinin araştırmasında, yosunların yayılmasını önleyen otobur balıkların soyunun tükenmesinin en önemli tehlikelerden biri olarak altını çiziyor.
Bilgisayar modellemeleri, gelecek 30 yılda bir kez daha büyük çaplı bir mercan solması olayının meydana gelebileceğini gösteriyor.
Kaynak: Araştırma Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanmıştır.
Kilimanjaro karları Nile karışacak
Uzmanlar, küresel ısınma nedeniyle Afrika’da ekvator bölgesindeki karlı zirvelerin 20 yıl içinde eriyeceği uyarısı yaptı.Kongo ile Uganda sınırındaki Rvenzori Dağları, eşi bulunmaz bir bitki ve hayvan hazinesine evsahipliği yapıyor. Bu dağlar, dünyada kalan dört tropik buzullarından biri. Ancak 20 yıla kadar tüm buzullar Nil Nehri’ne karışacak. Bilim ekibi ayrıca 1960’lardan bu yana yükselen sıcaklıklara karşın buharlaşmada bir değişiklik olmadığını gösterdi. İngiltere’den University College London ve Uganda’dan Makerere University uzmanlarının yaptığı araştırmaya göre, Afrika’da yüzyıl önce 6.5 kilometre kare olan buzul alandan küresel ısınma nedeniyle geriye sadece 1 kilometre kare kaldı. Buzullar, her yıl 10 metre çekiliyor; bilim insanları buzul bölgenin 1987-2003 arasında yarı yarıya eridiğini ortaya çıkardı.
Bilim insanları, Rvenzori tepelerindeki buzulların 20 yıl içinde eriyebileceğini tahmin ediyor. Araştırma ekibinin başı University College London profesörü Richard Taylor makalesinde şöyle yazıyor, “Tropik buzulların erimesi küresel ısınmanın yeryüzündeki etkileriyle ilgili bir mesaj veriyor, insanlık bunu görmeli. Küresel ısınmanın gerçek olup olmadığı hakkında bilim dünyasında bir tartışmadır gidiyor, işte yükselen sıcaklıklar Afrika’daki zirve buzullarını, ünlü Kilimanjaro Tepesi dahil, eritiyor.”
İRONİK AMA ACI, AFRİKA ISINMANIN ESAS KURBANI
Sanayi alanında çok gelişmediği için küresel ısınma nedeni karbon diyoksit gazını en az salan kıta olmasına karşın, küresel ısınmadan en çok Afrika etkilenecek.
Buzulların erimesi ayrıca, buzuların kutsallığına dair inanışları olan bölgedeki yerlililerin inançlarını sarsacak. Daha da kötüsü, yükselen sıcaklıklar sineklerin daha geniş alanlara yayılmasına neden olacak, bu da bölgedeki sıtma vakalarının da artmasına yol açacak. Afrika toplumları, 1970’lerden bu yana bir nebze kontrol altına alınan sıtmanın yeniden kitlesel bir problem haline gelmesinden olumsuz etkilenecek.
Kaynak: Geophysical Research Letters dergisi.
Bilim insanları, Rvenzori tepelerindeki buzulların 20 yıl içinde eriyebileceğini tahmin ediyor. Araştırma ekibinin başı University College London profesörü Richard Taylor makalesinde şöyle yazıyor, “Tropik buzulların erimesi küresel ısınmanın yeryüzündeki etkileriyle ilgili bir mesaj veriyor, insanlık bunu görmeli. Küresel ısınmanın gerçek olup olmadığı hakkında bilim dünyasında bir tartışmadır gidiyor, işte yükselen sıcaklıklar Afrika’daki zirve buzullarını, ünlü Kilimanjaro Tepesi dahil, eritiyor.”
İRONİK AMA ACI, AFRİKA ISINMANIN ESAS KURBANI
Sanayi alanında çok gelişmediği için küresel ısınma nedeni karbon diyoksit gazını en az salan kıta olmasına karşın, küresel ısınmadan en çok Afrika etkilenecek.
Buzulların erimesi ayrıca, buzuların kutsallığına dair inanışları olan bölgedeki yerlililerin inançlarını sarsacak. Daha da kötüsü, yükselen sıcaklıklar sineklerin daha geniş alanlara yayılmasına neden olacak, bu da bölgedeki sıtma vakalarının da artmasına yol açacak. Afrika toplumları, 1970’lerden bu yana bir nebze kontrol altına alınan sıtmanın yeniden kitlesel bir problem haline gelmesinden olumsuz etkilenecek.
Kaynak: Geophysical Research Letters dergisi.
Mamutların katili küresel ısınma
Bilim insanları, Buz Çağı’ndan sonra vahşi atların ve mamutların soylarının tükenmesinin nedeninin insanların avlanması değil, küresel ısınma olduğunu öne sürüyor.
Vahşi atların ve mamutların yok olmasının sorumluluğu insanların olmayabilir. Yeni bir teze göre, bu türler küresel ısınmayla Buz Çağı’ndaki doğal dokunun değişmesine ayak uyduramadılar. En önemli besin kaynağı olan otlakların ortadan kaybolması, bu hayvanların topluluklar halinde açlıktan ölmelerine neden oldu. University of Alaska profesörü Dale Guthrie, 600’den fazla fosili radyokarbon tarihleme yöntemiyle yaptığı incelemede, mamutların ve vahşi atların insanların Bering Boğazı’nı aşarak Amerika kıtasına girmeden önce yok olmaya başlamış olduğu fikrini ortaya atıyor.İlk insanların, 12 bin yıl önce Sibirya’dan Bering Boğazı’nı aşarak Kuzey Amerika’ya ayak bastıkları varsayılıyor. Mamutlar ve vahşi atların da yaklaşık olarak 11 bin 500 ila 12 bin 500 yıl önce yok oldukları düşünüldüğünde, bu türlerin insanların aşırı avlanmasına kurban gittiği fikrine ulaşılıyordu. Uzmanlar, soyları tükenen eski memelilerin yerini bugünkü modern türlerin aldığını düşünüyor.Araştırmada, Amerika kıtasının en kuzey bölgelerinden 9 ila 18 bin yıllık bizon, antilop, vahşi geyik ve insan fosillerini incelendi. Yeni tezi ortaya koyan Guthrie, bizon ve vahşi geyik popülasyonlarının 12 bin yıl öncesinde sanıldığı gibi açlık yaşamadığını, hatta daha fazla üreme şansı yakaladıklarını ifade ediyor. Halbuki fosiller bu türlerin insanlar tarafından vahşi atlar veya mamutlara göre daha avlandığını gösteriyor. O halde vahşi geyiklerin ve bizonların tüm zorluklara karşın hayatta kalmaları nasıl açıklanıyor? AŞIRI AVLANMA OLASILIĞI DÜŞÜK
Guthrie’nin buna yanıtı şöyle: “İlk insanları bulabildikleri tüm hayvanları avlıyordu, at eti ilk zamanlarda bizon etinden daha çok tercih edildiği için bir süre atlara yönelmiş olabilirler, ancak mamut veya atların insanlarca avlandığını gösteren fazla kanıt yok. Oysa insanların yaşadığı bölgeler bizon ve vahşi geyiklerin kalıntılarıyla dolu.”
BULAŞICI HASTALIK İHTİMALİ YOK
Guthrie, mamut ve vahşi atların insanlar tarafından soyları tükenecek kadar öldürülmüş olamayacağını, bu hayvanların yok olmasının bir başka nedeni olduğunu belirtiyor. Guthrie, ayrıca fosil kalıntıların büyük bir salgın hastalığın soyların tükenmesine neden olmuş olabileceği tezini desteklemediğini ifade ediyor ve ekliyor; “Zira büyük bir salgın hastalık türlerde ani bir yokoluş olarak ortaya çıkardı, ayrıca vahşi geyik ve bizon gibi virüsü bulaşması muhtemel hayvanlar da böyle bir bulgu yok.”
ISI DEĞİŞİMİ OTLAKLARI DEĞİŞTİRDİ
Guthrie, Amerika kıtasının kuzeyinin 13 bin ila 11 bin yıl öncesinde önemli bir iklimsel dönüşüme sahne olduğunu vurguluyor; “Bu dönemde hayvanların vücut boylarının değiştiğini görüyoruz, ısı değişimi olduğu biliyoruz ve tam bu sırada insanlar kıtaya ayak bastı. 13 bin yıl önce hayvanların besin değeri yetersiz kuru otları yediğini düşünüyorum. Sonrasında Alaska ve Yukon bölgesi ısınınca ırmaklar şişti, otlar yeşerdi; bizonlar ve vahşi geyikler daha iyi beslendi daha hızlı ürediler.”
BİZONLAR VE VAHŞİ ATLAR AYAKTA KALMAYI BAŞARDI
Bölgedeki iklim değişikliği otlak arazilerin yerini çamların almasına neden oldu. Çamlar çimlerin yerine geçince, hayvanlar için uygun otlaklar ortadan kayboldu.Bu durum mamutlar, vahşi atlar, vahşi geyikler ve bizonlar için de geçerliydi, ancak Guthrie, bizonların ve geyiklerin buna uyum sağladığını ve ayakta kalmayı başardığını vurguluyor; “İlk insanların kıtaya ayak basmasından bin yıl sonra dahi vahşi geyikler ve bizonlar yaşamlarını sürdürüyordu.”
AŞIRI AVLANMA HALA GEÇERLİ BİR SAV
Dinozorların soyunun tükenmesi gibi, mamutların da yokolması bilim dünyasında en çok tartışılan konulardan biri. Son çalışma Amerika kıtasının kuzey bölümleri için önemli ipuçları içeriyor olsa da, birçok bilim insanı yeryüzünün diğer bölgelerinde bu hayvanların soyunun insanların avlanmasından dolayı tükendiğini savunmaya devam ediyor. Yeni tezin kıtanın güneyinde Texas, Arizona gibi bölgelerindeki tükenmeleri açıklayamadığı da dile getiriliyor. Bu nedenle kimi uzmanlar insanoğlunun aşırı avlanmasının da mutlaka bir etken olduğu görüşünde.
Kaynak: New Scientist
www.ntvmsnbc.com
Vahşi atların ve mamutların yok olmasının sorumluluğu insanların olmayabilir. Yeni bir teze göre, bu türler küresel ısınmayla Buz Çağı’ndaki doğal dokunun değişmesine ayak uyduramadılar. En önemli besin kaynağı olan otlakların ortadan kaybolması, bu hayvanların topluluklar halinde açlıktan ölmelerine neden oldu. University of Alaska profesörü Dale Guthrie, 600’den fazla fosili radyokarbon tarihleme yöntemiyle yaptığı incelemede, mamutların ve vahşi atların insanların Bering Boğazı’nı aşarak Amerika kıtasına girmeden önce yok olmaya başlamış olduğu fikrini ortaya atıyor.İlk insanların, 12 bin yıl önce Sibirya’dan Bering Boğazı’nı aşarak Kuzey Amerika’ya ayak bastıkları varsayılıyor. Mamutlar ve vahşi atların da yaklaşık olarak 11 bin 500 ila 12 bin 500 yıl önce yok oldukları düşünüldüğünde, bu türlerin insanların aşırı avlanmasına kurban gittiği fikrine ulaşılıyordu. Uzmanlar, soyları tükenen eski memelilerin yerini bugünkü modern türlerin aldığını düşünüyor.Araştırmada, Amerika kıtasının en kuzey bölgelerinden 9 ila 18 bin yıllık bizon, antilop, vahşi geyik ve insan fosillerini incelendi. Yeni tezi ortaya koyan Guthrie, bizon ve vahşi geyik popülasyonlarının 12 bin yıl öncesinde sanıldığı gibi açlık yaşamadığını, hatta daha fazla üreme şansı yakaladıklarını ifade ediyor. Halbuki fosiller bu türlerin insanlar tarafından vahşi atlar veya mamutlara göre daha avlandığını gösteriyor. O halde vahşi geyiklerin ve bizonların tüm zorluklara karşın hayatta kalmaları nasıl açıklanıyor? AŞIRI AVLANMA OLASILIĞI DÜŞÜK
Guthrie’nin buna yanıtı şöyle: “İlk insanları bulabildikleri tüm hayvanları avlıyordu, at eti ilk zamanlarda bizon etinden daha çok tercih edildiği için bir süre atlara yönelmiş olabilirler, ancak mamut veya atların insanlarca avlandığını gösteren fazla kanıt yok. Oysa insanların yaşadığı bölgeler bizon ve vahşi geyiklerin kalıntılarıyla dolu.”
BULAŞICI HASTALIK İHTİMALİ YOK
Guthrie, mamut ve vahşi atların insanlar tarafından soyları tükenecek kadar öldürülmüş olamayacağını, bu hayvanların yok olmasının bir başka nedeni olduğunu belirtiyor. Guthrie, ayrıca fosil kalıntıların büyük bir salgın hastalığın soyların tükenmesine neden olmuş olabileceği tezini desteklemediğini ifade ediyor ve ekliyor; “Zira büyük bir salgın hastalık türlerde ani bir yokoluş olarak ortaya çıkardı, ayrıca vahşi geyik ve bizon gibi virüsü bulaşması muhtemel hayvanlar da böyle bir bulgu yok.”
ISI DEĞİŞİMİ OTLAKLARI DEĞİŞTİRDİ
Guthrie, Amerika kıtasının kuzeyinin 13 bin ila 11 bin yıl öncesinde önemli bir iklimsel dönüşüme sahne olduğunu vurguluyor; “Bu dönemde hayvanların vücut boylarının değiştiğini görüyoruz, ısı değişimi olduğu biliyoruz ve tam bu sırada insanlar kıtaya ayak bastı. 13 bin yıl önce hayvanların besin değeri yetersiz kuru otları yediğini düşünüyorum. Sonrasında Alaska ve Yukon bölgesi ısınınca ırmaklar şişti, otlar yeşerdi; bizonlar ve vahşi geyikler daha iyi beslendi daha hızlı ürediler.”
BİZONLAR VE VAHŞİ ATLAR AYAKTA KALMAYI BAŞARDI
Bölgedeki iklim değişikliği otlak arazilerin yerini çamların almasına neden oldu. Çamlar çimlerin yerine geçince, hayvanlar için uygun otlaklar ortadan kayboldu.Bu durum mamutlar, vahşi atlar, vahşi geyikler ve bizonlar için de geçerliydi, ancak Guthrie, bizonların ve geyiklerin buna uyum sağladığını ve ayakta kalmayı başardığını vurguluyor; “İlk insanların kıtaya ayak basmasından bin yıl sonra dahi vahşi geyikler ve bizonlar yaşamlarını sürdürüyordu.”
AŞIRI AVLANMA HALA GEÇERLİ BİR SAV
Dinozorların soyunun tükenmesi gibi, mamutların da yokolması bilim dünyasında en çok tartışılan konulardan biri. Son çalışma Amerika kıtasının kuzey bölümleri için önemli ipuçları içeriyor olsa da, birçok bilim insanı yeryüzünün diğer bölgelerinde bu hayvanların soyunun insanların avlanmasından dolayı tükendiğini savunmaya devam ediyor. Yeni tezin kıtanın güneyinde Texas, Arizona gibi bölgelerindeki tükenmeleri açıklayamadığı da dile getiriliyor. Bu nedenle kimi uzmanlar insanoğlunun aşırı avlanmasının da mutlaka bir etken olduğu görüşünde.
Kaynak: New Scientist
www.ntvmsnbc.com
Küresel Isınma Nedir Küresel Isınmanın Sebepleri Nelerdir?
İnsanlar tarafından atmosfere salınan gazların sera etkisi yaratması sonucunda dünya yüzeyinde sıcaklığın artmasına küresel ısınma deniyor.Daha ayrıntılı açıklamak gerekirse dünyanın yüzeyi güneş ışınları tarafından ısıtılıyor.
Dünya bu ışınları tekrar atmosfere yansıtıyor ama bazı ışınlar su buharı, karbondioksit ve metan gazının dünyanın üzerinde oluşturduğu doğal bir örtü tarafından tutuluyor. Bu da yeryüzünün yeterince sıcak kalmasını sağlıyor.Ama son dönemlerde fosil yakıtların yakılması, ormansızlaşma, hızlı nüfus artışı ve toplumlardaki tüketim eğiliminin artması gibi nedenlerle karbondioksit, metan ve diazot monoksit gazların atmosferdeki yığılması artış gösterdi.Bilimadamlarına göre işte bu artış küresel ısınmaya neden oluyor. 1860’tan günümüze kadar tutulan kayıtlar, ortalama küresel sıcaklığın 0.5 ila 0.8 derece kadar artığını gösteriyor.
Bilimadamları son 50 yıldaki sıcaklık artışının insan hayatı üzerinde farkedilebilir etkileri olduğu görüşünde.
Üstelik artık geri dönüşü olmayan bir noktaya yaklaşılıyor.
Hiçbir önlem alınmazsa bu yüzyıl sonunda küresel sıcaklığın ortalama 2 derece artacağı tahmin ediliyor.
2007’nin de dünya genelinde kayıtların tutulmaya başlandığı son 150 yıllık dönem içinde en sıcak yıl olabileceği öngörüsü var.
Peki bu sıcaklık artışı yani küresel ısınma nelere yol açıyor, hayatımızı nasıl etkiliyor?
Dünya iklim sisteminde değişikliklere neden olan küresel ısınmanın etkileri en yüksek zirvelerden, okyanus derinliklerine, ekvatordan kutuplara kadar dünyanın her yerinde hissediliyor.
Kutuplardaki buzullar eriyor, deniz suyu seviyesi yükseliyor ve kıyı kesimlerde toprak kayıpları artıyor.Örneğin 1960’ların sonlarından bu yana Kuzey Yarıküre’de kar örtüsünde yüzde 10’luk bir azalma oldu. 20’inci yüzyıl boyunca deniz seviyelerinde de 10-25 cm arasında bir artış olduğu saptandı.
Küresel ısınmaya bağlı olarak dünyanın bazı bölgelerinde kasırgalar, seller ve taşkınların şiddeti ve sıklığı artarken bazı bölgelerde uzun süreli, şiddetli kuraklıklar ve çölleşme etkili oluyor.
Kışın sıcaklıklar artıyor, ilk bahar erken geliyor, sonbahar gecikiyor, hayvanların göç dönemleri değişiyor. Yani iklimler değişiyor.
İşte bu değişikliklere dayanamayan bitki ve hayvan türleri de ya azalıyor ya da tamamen yok oluyor.
Küresel ısınma insan sağlını da doğrudan etkiliyor
Bilimadamları, iklim değişikliklerinin kalp, solunum yolu, bulaşıcı, alerjik ve bazı diğer hastalıkları tetikleyebileceği görüşünde.
Biz neler yapabiliriz ? sorusunun cevabı, Neler yapabiliriz ? başlıklı içeriğimizde. Ayrıca Yapmamız Gerekenler başlığına da bakabilirsiniz. www.r10.net küresel ısınmaya hayır seo yarışması
Dünya bu ışınları tekrar atmosfere yansıtıyor ama bazı ışınlar su buharı, karbondioksit ve metan gazının dünyanın üzerinde oluşturduğu doğal bir örtü tarafından tutuluyor. Bu da yeryüzünün yeterince sıcak kalmasını sağlıyor.Ama son dönemlerde fosil yakıtların yakılması, ormansızlaşma, hızlı nüfus artışı ve toplumlardaki tüketim eğiliminin artması gibi nedenlerle karbondioksit, metan ve diazot monoksit gazların atmosferdeki yığılması artış gösterdi.Bilimadamlarına göre işte bu artış küresel ısınmaya neden oluyor. 1860’tan günümüze kadar tutulan kayıtlar, ortalama küresel sıcaklığın 0.5 ila 0.8 derece kadar artığını gösteriyor.
Bilimadamları son 50 yıldaki sıcaklık artışının insan hayatı üzerinde farkedilebilir etkileri olduğu görüşünde.
Üstelik artık geri dönüşü olmayan bir noktaya yaklaşılıyor.
Hiçbir önlem alınmazsa bu yüzyıl sonunda küresel sıcaklığın ortalama 2 derece artacağı tahmin ediliyor.
2007’nin de dünya genelinde kayıtların tutulmaya başlandığı son 150 yıllık dönem içinde en sıcak yıl olabileceği öngörüsü var.
Peki bu sıcaklık artışı yani küresel ısınma nelere yol açıyor, hayatımızı nasıl etkiliyor?
Dünya iklim sisteminde değişikliklere neden olan küresel ısınmanın etkileri en yüksek zirvelerden, okyanus derinliklerine, ekvatordan kutuplara kadar dünyanın her yerinde hissediliyor.
Kutuplardaki buzullar eriyor, deniz suyu seviyesi yükseliyor ve kıyı kesimlerde toprak kayıpları artıyor.Örneğin 1960’ların sonlarından bu yana Kuzey Yarıküre’de kar örtüsünde yüzde 10’luk bir azalma oldu. 20’inci yüzyıl boyunca deniz seviyelerinde de 10-25 cm arasında bir artış olduğu saptandı.
Küresel ısınmaya bağlı olarak dünyanın bazı bölgelerinde kasırgalar, seller ve taşkınların şiddeti ve sıklığı artarken bazı bölgelerde uzun süreli, şiddetli kuraklıklar ve çölleşme etkili oluyor.
Kışın sıcaklıklar artıyor, ilk bahar erken geliyor, sonbahar gecikiyor, hayvanların göç dönemleri değişiyor. Yani iklimler değişiyor.
İşte bu değişikliklere dayanamayan bitki ve hayvan türleri de ya azalıyor ya da tamamen yok oluyor.
Küresel ısınma insan sağlını da doğrudan etkiliyor
Bilimadamları, iklim değişikliklerinin kalp, solunum yolu, bulaşıcı, alerjik ve bazı diğer hastalıkları tetikleyebileceği görüşünde.
Biz neler yapabiliriz ? sorusunun cevabı, Neler yapabiliriz ? başlıklı içeriğimizde. Ayrıca Yapmamız Gerekenler başlığına da bakabilirsiniz. www.r10.net küresel ısınmaya hayır seo yarışması
Bermuda Şeytan Üçgeninde sualtı hazinesi
Atlas Okyanusu’nda Bermuda Şeytan Üçgeni’nde sualtı araştırmaları yapan uzmanlar, şimdiye dek hiç bilinmeyen yeni canlı türlerine rastladı.Bermuda’da bilim insanları, deniz tabanından 5 km derinlikten dalgıçlar ve ağlar aracılığıyla toplanan canlıların DNA’larını gemideki laboratuvarlarda inceledi. Numuneler arasında planktonlar, karides benzeri sürüngenler, ahtapotlar, solucanlar ve çeşit çeşit denizanaları bulundu. Okyanuslarda şimdiye dek yapılan biyoçeşitlilik araştırmalarında en derin 1 km’ye kadar inilmişti.
Araştırmayı yürüten Woods Hole Oceanographic Institution uzmanı Peter Wiebe, bulunan 1000’den fazla canlının bir çoğunun yeni ve hiç bilinmeyen türler olduğunu ifade etti. Yeni türlerin DNA’ları biyo-çeşitlilik haritasına işlendi.
Besin zincirinin en alttaki üyelerinden planktonlar, aynı zamanda küresel ısınmanın olumsuz sonuçlarından ilk ve en kolay etkilenecek canlılardan. Bilim insanları plaktonları “Macun gibi, yapışkan, şeffaf ve kırılgan yaratıklar” olarak niteliyor.
KÜRESEL ISINMAYA KARŞI DOĞAL SİLAH
Planktonlar aynı zamanda küresel ısınmaya karşı doğal birer silah. Planktonlar, okyanusun derinliklerinde yaşıyor, ancak geceleri yüzeye doğru yükselerek karbon emen bitkiler olan pito-planktonlardan besleniyorlar. Karbonu emen planktonlar, daha sonra bu karbonu beraberlerinde denizin derinliklerinde götürüyor. Böylece, yüzeyde kalsa sera etkisi yaratacak karbon suya çekiliyor ve deniz karbonu emmiş oluyor.
DENİZİN DİBİ BİLİNMEYEN BİR DÜNYA
Araştırma, deniz diplerinde yaşayan jelatinli bir yapıya sahip planktonların özelliklerinin daha iyi kavranmasını amaçlıyor. Araştırma gemisi, 2010’a kadar denizlerdeki tüm plankton türlerinin keşferilmesini amaçlayan ‘Census of Marine Zooplankton’ adlı bir projenin bir kolu.Bilim insanları, planktonların biyo-çeşitliliği hakkında çok az bilgi sahibi; özellikle DNA alanında kaydedilen gelişmeler bu canlıların özelliklerinin anlaşılmasını kolaylaştırdı. Yeni bulunan canlılar, besin zincirinin en alt katmanlarındaki unsurların daha iyi anlaşılmasını sağlayacak, ayrıca okyanuslardaki kirlenmeyle ilgili geleceği dönük bir referans olacak. Plaktonlar, deniz kirlenmesi, aşırı avlanma, küresel ısınma ve diğer ekolojik sorunlardan olumsuz etkileniyor.
Kaynak: LIVESCIENCE.com
www.ntvmsnbc.com
Araştırmayı yürüten Woods Hole Oceanographic Institution uzmanı Peter Wiebe, bulunan 1000’den fazla canlının bir çoğunun yeni ve hiç bilinmeyen türler olduğunu ifade etti. Yeni türlerin DNA’ları biyo-çeşitlilik haritasına işlendi.
Besin zincirinin en alttaki üyelerinden planktonlar, aynı zamanda küresel ısınmanın olumsuz sonuçlarından ilk ve en kolay etkilenecek canlılardan. Bilim insanları plaktonları “Macun gibi, yapışkan, şeffaf ve kırılgan yaratıklar” olarak niteliyor.
KÜRESEL ISINMAYA KARŞI DOĞAL SİLAH
Planktonlar aynı zamanda küresel ısınmaya karşı doğal birer silah. Planktonlar, okyanusun derinliklerinde yaşıyor, ancak geceleri yüzeye doğru yükselerek karbon emen bitkiler olan pito-planktonlardan besleniyorlar. Karbonu emen planktonlar, daha sonra bu karbonu beraberlerinde denizin derinliklerinde götürüyor. Böylece, yüzeyde kalsa sera etkisi yaratacak karbon suya çekiliyor ve deniz karbonu emmiş oluyor.
DENİZİN DİBİ BİLİNMEYEN BİR DÜNYA
Araştırma, deniz diplerinde yaşayan jelatinli bir yapıya sahip planktonların özelliklerinin daha iyi kavranmasını amaçlıyor. Araştırma gemisi, 2010’a kadar denizlerdeki tüm plankton türlerinin keşferilmesini amaçlayan ‘Census of Marine Zooplankton’ adlı bir projenin bir kolu.Bilim insanları, planktonların biyo-çeşitliliği hakkında çok az bilgi sahibi; özellikle DNA alanında kaydedilen gelişmeler bu canlıların özelliklerinin anlaşılmasını kolaylaştırdı. Yeni bulunan canlılar, besin zincirinin en alt katmanlarındaki unsurların daha iyi anlaşılmasını sağlayacak, ayrıca okyanuslardaki kirlenmeyle ilgili geleceği dönük bir referans olacak. Plaktonlar, deniz kirlenmesi, aşırı avlanma, küresel ısınma ve diğer ekolojik sorunlardan olumsuz etkileniyor.
Kaynak: LIVESCIENCE.com
www.ntvmsnbc.com
Küresel ısınma kuşları aç bıraktı
Küresel ısınma doğadaki avcı hayvan-yem dengesini bozuyor. Bazı kuş türlerinin yemleri olan tırtılları bulamaması sonucunda, soyları tehlikede.Sinekkapan adı verilen göçmen kuşlar, baharda üreyen tırtıllarla besleniyor. Ancak, küresel ısınma milyonlarca yıllık bu döngüyü bozdu. Tırtıllar baharın daha erken gelmesiyle önceki yıllara göre daha önce ürüyor.
Ancak göçmen kuşlar üreme döneminde tırtılların ritmine ayak uyduramayınca yem bulamıyor ve aç kalıyor.Araştırmayı yürüten Hollanda Ekoloji Enstitüsü uzmanı Christian Both, yiyecek tırtıl bulamayan sinekkapan kuşlarının Kuzey Avrupa’da ortadan kaybolduğunu vurguluyor.
Bu bulgu küresel ısınmayla doğadaki değişimlere ayak uyduramayan bazı hayvan türlerini ne gibi tehlikelerin beklediğini göstermesi açısında oldukça düşündürücü. Hayvan türleri arasında küresel ısınmanın yol açığı değişimlere ayak uydurmadaki fark kendi içinde bir evrimsel oynama yaratabilir; örneğin, üremelerdeki dengesizlik bazı türlerin dengesiz bir şekilde çoğalmasına neden olabilir.
16 YILLIK GÖZLEM
Araştırmacılar Hollanda’da 1987-2003 aralığında 10 farklı noktada sinekkapan kuşlarının (Ficedula hypoleuca) popülasyonlarını, eşzamanlı olarak da tırtıl popülasyonlarını inceledi.
Oldhorst bölgesinde kuşların popülasyonun Mayıs’ın ilk haftasında arttığı gözlemlendi, ancak normalde söz konusu artışın iki hafta daha geç olması gerekiyordu. Yine aynı bölgede, daha önce bu kuşa hiç veya çok az rastlanmıştı.
KUŞ POPÜLASYONU GERİLİYOR
Hoge-Veluwe bölgesindeki tırtıl popülasyonu ölçümlerinde de, artışın Mayıs sonu olduğu gözlemlendi. Kuşların popülasyonu ise 1987’den bu yana yüzde 20 gerilemişti.
Bu iki bölge de Afrika’dan gelen göçmen kuşların kuzeye doğru geçişlerinde nihai noktalar. Kuşlar buraya Nisan’ın üçüncü haftasında varıyor ve Mayıs’ın ilk haftasında yumurtalarını bırakıyor.
BESİN ZİNCİRİNE CİDDİ DARBE
Araştırmayı yürüten Both tehlikeyi şöyle betimliyor: “Kuşlar bölgeye varışla yumurtalarını bırakmaları arasındaki süreyi biyolojik olarak kısaltamayacağına göre, yavrular doğaya çıktıklarında yiyecek tırtıl bulamayacak. Küresel ısınmaya uyumu farklı türlerde farklı gelişiyor, avcı hayvan avını yakalayamazsa, bunun besin zincirine ciddi getirileri olabilir.”
Not: Araştırmanın orijinali İngiliz bilim dergisi Nature’da yayımlanmıştır.
www.ntvmsnbc.com
Ancak göçmen kuşlar üreme döneminde tırtılların ritmine ayak uyduramayınca yem bulamıyor ve aç kalıyor.Araştırmayı yürüten Hollanda Ekoloji Enstitüsü uzmanı Christian Both, yiyecek tırtıl bulamayan sinekkapan kuşlarının Kuzey Avrupa’da ortadan kaybolduğunu vurguluyor.
Bu bulgu küresel ısınmayla doğadaki değişimlere ayak uyduramayan bazı hayvan türlerini ne gibi tehlikelerin beklediğini göstermesi açısında oldukça düşündürücü. Hayvan türleri arasında küresel ısınmanın yol açığı değişimlere ayak uydurmadaki fark kendi içinde bir evrimsel oynama yaratabilir; örneğin, üremelerdeki dengesizlik bazı türlerin dengesiz bir şekilde çoğalmasına neden olabilir.
16 YILLIK GÖZLEM
Araştırmacılar Hollanda’da 1987-2003 aralığında 10 farklı noktada sinekkapan kuşlarının (Ficedula hypoleuca) popülasyonlarını, eşzamanlı olarak da tırtıl popülasyonlarını inceledi.
Oldhorst bölgesinde kuşların popülasyonun Mayıs’ın ilk haftasında arttığı gözlemlendi, ancak normalde söz konusu artışın iki hafta daha geç olması gerekiyordu. Yine aynı bölgede, daha önce bu kuşa hiç veya çok az rastlanmıştı.
KUŞ POPÜLASYONU GERİLİYOR
Hoge-Veluwe bölgesindeki tırtıl popülasyonu ölçümlerinde de, artışın Mayıs sonu olduğu gözlemlendi. Kuşların popülasyonu ise 1987’den bu yana yüzde 20 gerilemişti.
Bu iki bölge de Afrika’dan gelen göçmen kuşların kuzeye doğru geçişlerinde nihai noktalar. Kuşlar buraya Nisan’ın üçüncü haftasında varıyor ve Mayıs’ın ilk haftasında yumurtalarını bırakıyor.
BESİN ZİNCİRİNE CİDDİ DARBE
Araştırmayı yürüten Both tehlikeyi şöyle betimliyor: “Kuşlar bölgeye varışla yumurtalarını bırakmaları arasındaki süreyi biyolojik olarak kısaltamayacağına göre, yavrular doğaya çıktıklarında yiyecek tırtıl bulamayacak. Küresel ısınmaya uyumu farklı türlerde farklı gelişiyor, avcı hayvan avını yakalayamazsa, bunun besin zincirine ciddi getirileri olabilir.”
Not: Araştırmanın orijinali İngiliz bilim dergisi Nature’da yayımlanmıştır.
www.ntvmsnbc.com
Küresel ısınma Akdenize sel getirecek
Küresel ısınmanın Avrupa’daki etkilerini araştıran bilim insanları, Kuzey Avrupa’nın karlar altında kalacağını, Akdeniz Havzası’nın ise sel baskınlarına maruz kalacağını öngörüyor.Küresel ısınmanın bu yüzyılın sonlarında yaratacağı iklim değişikliklerini araştıran uzmanlar, yağmur rejimi, sıcaklıklar ve diğer iklim faktörleriyle bir modelleme oluşturuldu.
Akdeniz Havzası’nda yaz aylarında genel bir kuraklık yaşanacak, ancak yaz aylarında zamansız yağmurlar çoğalacak. Avrupa’nın kuzeyinde ise kar yağışı artacak, sıcaklıklar bugüne göre düşüş gösterecek. Kuzey Amerika’nın doğu kıyıları da benzer şekilde soğuyacak, kar yağışı sıklaşacak. Araştırmanın tam metni Geophysical Research Letters dergisinde yayımlandı.
www.ntvmsnbc.com
Akdeniz Havzası’nda yaz aylarında genel bir kuraklık yaşanacak, ancak yaz aylarında zamansız yağmurlar çoğalacak. Avrupa’nın kuzeyinde ise kar yağışı artacak, sıcaklıklar bugüne göre düşüş gösterecek. Kuzey Amerika’nın doğu kıyıları da benzer şekilde soğuyacak, kar yağışı sıklaşacak. Araştırmanın tam metni Geophysical Research Letters dergisinde yayımlandı.
www.ntvmsnbc.com
AB, atık pilleri geri dönüştürecek
Avrupa Birliği 2008’den itibaren atık pillerin geri dönüşümünü zorunlu hale getiriyor.AB’nin yeni atık pil yasası, cıva ve kadmiyum gibi toksit maddeler içeren pillerin üretimini de yasaklıyor. Yasa 2016 yılına dek AB sınırlarında tüm atık pillerin yüzde 25’inin geri dönüşüme tabi tutulmasını öngörüyor. Ayrıca yasaya göre, teknoloji ürünlerinde pillerin rahatlıkla çıkarılabilecek şekilde yerleştirilmiş olması gerekiyor. yasa tasarısı yasalaştığında üye ülkeler iki yıl içerisinde ulusal yasalarını buna uyarlamak zorunda. Tasarıya göre, kamusal alanlarda tüketicilerin atık pillerini verebilecekleri toplama noktaları oluşturulacak. Atık piller daha sonra, kalem pil, büyük pil, bilgisayarlar için lityum pil gibi kendi aralarında sınıflandırılacak.
Ayrıca teknoloji ürünleri satan dükkanlar da müşterilerinin kullanılmış pillerini toplayacak.
PİL DEYİP GEÇME
İçeriğinde yüzde 0.0005’ten fazla cıva ve yüzde 0.002’den fazla kadmiyum içeren piller yasaklanacak. Cıva sinir sistemine zarar veriyor, kadmiyum kanserojen ve kurşun da kan dolaşımı ve sinir sistemini bozuyor. AB ülkelerinde 160 bin ton normal pil, 190 bin ton endüstriyel pil ve 800 bin ton da akü satılıyor. Pillerin geri dönüşüm için toplanması konusunda bazı Avrupa ülkeleri daha önce kendi ulusal programlarını uyguluyordu; örneğin Belçika’da pillerin 59, İsveç’te ise yüzde 55’i geri dönüşüme tabi tutuluyor.
Ayrıca teknoloji ürünleri satan dükkanlar da müşterilerinin kullanılmış pillerini toplayacak.
PİL DEYİP GEÇME
İçeriğinde yüzde 0.0005’ten fazla cıva ve yüzde 0.002’den fazla kadmiyum içeren piller yasaklanacak. Cıva sinir sistemine zarar veriyor, kadmiyum kanserojen ve kurşun da kan dolaşımı ve sinir sistemini bozuyor. AB ülkelerinde 160 bin ton normal pil, 190 bin ton endüstriyel pil ve 800 bin ton da akü satılıyor. Pillerin geri dönüşüm için toplanması konusunda bazı Avrupa ülkeleri daha önce kendi ulusal programlarını uyguluyordu; örneğin Belçika’da pillerin 59, İsveç’te ise yüzde 55’i geri dönüşüme tabi tutuluyor.
Ozonun düzelmesi yıllar alacak
Araştırmacılar kloroflorokarbon kullanımının azalmasıyla, Ozon Tabakası�nın düzelmeye başladığı, ancak 1980 öncesi düzeyine dönmesinin olanaklı olmadığını kaydetti.Colorado Üniversitesi’nden Betsy Weatherhead, soğutma gereçleri, klimalar ve spreylerde kullanılan kloroflorokarbon gazlarının (CFC) neden olduğu ozon tabakası
incelmesinde düzelme işaretleri görüldüğünü belirtti. Weatherhead, atmosferdeki klor düzeyinin azalmasıyla ozon tabakasının da incelmesinde bir gerileme olduğunu kaydetti. Weatherhead, bu iyileşmenin Montreal Protokolü’nün olumlu bir sonucu olduğunu vurguladı.Weatherhead ve Danimarka Meteoroloji Enstitüsü’nden Signe Bech Anderson uydu verileri ve yeryüzündeki çeşitli gözlem araçlarından oluşturdukları verilerle modellemeler yaptı. Modellemelerde Ozon Tabakası’ndaki incelmenin yavaşladığı, yer yer durduğu ve kimi noktalada da kalınlaşmaya başladığı gözlemlendi. Ancak bilim insanları bütünsel bir iyileşmenin onyıllar alacağının altını çiziyor.
Ozon Tabakası’ndaki incelemenin en riskli olduğu bölgeler Kuzey ve Güney Amerika ile Avrupa.
DARISI KYOTO’NUN BAŞINA
Ozon Tabakası’nın incelmesine neden olan kimyasalların yasaklandığı Montreal Protokolü (1987) bugüne kadar 180 ülke tarafından onaylandı. Özellikle deodorantların ve klimaların saldığı başta klor ve bromin gibi kloroflorokarbon gazları Ozon Tabakası’nın incelmesine neden oluyor. İncelen Ozon Tabakası Güneş ışınlarını gerektiği gibi filtreleyemiyor ve Dünya haddinden fazla ısınıyor.
GÜNEŞ IŞINLARINDAN KORUNMALI
Güneşin ultraviyole ışınlarının zararlı etkilerinin çoğunu tutan Ozon Tabakası’ndaki incelme, insanlarda cilt kanseri riskini artırıyor, bağışıklık sistemine zarar veriyor ve görme sorunlarına yol açıyor.
Ancak uzmanlar, insanların yine de Güneş’ten korunmaları gerektiğinin altını çiziyor. Başlıca korunma yöntemleri, güneş gözlüğü takmak, yazları 12-4 saatleri arasında Güneş ışınlarına maruz kalmamak ve güneşlenirken koruyucu krem kullanmak olarak sıralanabilir.
www.ntvmsnbc.com
incelmesinde düzelme işaretleri görüldüğünü belirtti. Weatherhead, atmosferdeki klor düzeyinin azalmasıyla ozon tabakasının da incelmesinde bir gerileme olduğunu kaydetti. Weatherhead, bu iyileşmenin Montreal Protokolü’nün olumlu bir sonucu olduğunu vurguladı.Weatherhead ve Danimarka Meteoroloji Enstitüsü’nden Signe Bech Anderson uydu verileri ve yeryüzündeki çeşitli gözlem araçlarından oluşturdukları verilerle modellemeler yaptı. Modellemelerde Ozon Tabakası’ndaki incelmenin yavaşladığı, yer yer durduğu ve kimi noktalada da kalınlaşmaya başladığı gözlemlendi. Ancak bilim insanları bütünsel bir iyileşmenin onyıllar alacağının altını çiziyor.
Ozon Tabakası’ndaki incelemenin en riskli olduğu bölgeler Kuzey ve Güney Amerika ile Avrupa.
DARISI KYOTO’NUN BAŞINA
Ozon Tabakası’nın incelmesine neden olan kimyasalların yasaklandığı Montreal Protokolü (1987) bugüne kadar 180 ülke tarafından onaylandı. Özellikle deodorantların ve klimaların saldığı başta klor ve bromin gibi kloroflorokarbon gazları Ozon Tabakası’nın incelmesine neden oluyor. İncelen Ozon Tabakası Güneş ışınlarını gerektiği gibi filtreleyemiyor ve Dünya haddinden fazla ısınıyor.
GÜNEŞ IŞINLARINDAN KORUNMALI
Güneşin ultraviyole ışınlarının zararlı etkilerinin çoğunu tutan Ozon Tabakası’ndaki incelme, insanlarda cilt kanseri riskini artırıyor, bağışıklık sistemine zarar veriyor ve görme sorunlarına yol açıyor.
Ancak uzmanlar, insanların yine de Güneş’ten korunmaları gerektiğinin altını çiziyor. Başlıca korunma yöntemleri, güneş gözlüğü takmak, yazları 12-4 saatleri arasında Güneş ışınlarına maruz kalmamak ve güneşlenirken koruyucu krem kullanmak olarak sıralanabilir.
www.ntvmsnbc.com
Bush reddediyor, ısınma sürüyor
Dünyanın en kapsamlı iklim gözlemini yapan National Oceanic and Atmospheric Administration’a göre, küresel ısınma nedeni karbondioksit salınımı 2005’te de artışta.ABD Başkanı George Bush’un küresel ısınma inkarına en güzel yanıt aynı devletin bilimsel bir kurumundan geldi.
ABD’nin en önemli iklim ve çevre araştırma kurumu National Oceanic and Atmospheric Administration, atmosferde ciddi oranda karbondioksit ve nitrus oksid artışı gözlendiğini açıkladı. Kurum verilerine göre, metan düzeylerinde nisbi bir düşüş kaydedildi.Kurum istatistikleri, atmosferde sıcaklıkların artmasına neden olan gazların salınımında sürekli artış olduğunu gösteriyor. Sera gazı salınımı indeksinde taban yılı sayılan 1990 için verilen 1.0 oranına karşılık, 2005 yılı gaz salınımı 1.215 olarak ölçüldü.
CO2, 1750 YILINA GÖRE YÜZDE 40 ARTTI
Sera etkisinin yüzde 62’sine neden olan karbon dioksid küresel ısınmanın başlıca nedenlerinden. 2004’te 376.8 ppm (spart per million) olan milyon parçacık başına CO2 oranı, 2005’te 378.9 ppm’e yükseldi. Endüstri Devrimi öncesi karbondioksidin atmosferdeki oranı 278 ppm’di.
SERA ETKİSİ
Sera etkisi yaratan gazlar, atmosferde bir kimyasal bir kabuk oluşturarak yeryüzüne düşen Güneş ışınlarının uzaya geri yansıtmayarak Dünya’ya hapsediyor. Zaman içinde kaçamayan Güneş ışınları Dünya’nın küresel ısısını artırıyor.
ÇİN’DE KUM FIRTINALARI
Öte yandan, yeryüzünün ısınması sonucu eriyen Tibet ve Himalaya buzulları, Çin’in kuzeyinde kum fırtınalarına ve çölleşmeye yol açıyor. Resmi Yeni Çin haber ajansının haberine göre, Tibet’teki Şinghay buzullarının her yıl yüzde 7’si eriyor. Son 40 yıla ilişkin veriler de, erime sürecinin hızlandığını gösteriyor.
ERİYEN BUZULLAR VE EROZYON
Çin Bilimler Akademisi uzmanlarından Dong Guangrong, ‘Dünya’nın çatısı’ Şinghay Platosu’ndaki buzulların erimesiyle toprakta erozyon meydana geldiğini, bunun da çölleşmeye ve kum fırtınalarına sebebiyet verdiğini vurguluyor. Çin’deki buzulların yüzde 47’si, Himalayalardaki bu platoda bulunuyor. Sarı Irmak ve Mekong gibi birçok ırmak da bu platodan doğuyor.
Pekin’in de bulunduğu Çin’in kuzey bölgesinde, bu yıl 13 kum fırtınası gerçekleşti. Örneğin, 17 Nisan’daki fırtınada, yaklaşık 336 bin ton kum ve tozun biriktiği düşünülüyor.
www.ntvmsnbc.com
ABD’nin en önemli iklim ve çevre araştırma kurumu National Oceanic and Atmospheric Administration, atmosferde ciddi oranda karbondioksit ve nitrus oksid artışı gözlendiğini açıkladı. Kurum verilerine göre, metan düzeylerinde nisbi bir düşüş kaydedildi.Kurum istatistikleri, atmosferde sıcaklıkların artmasına neden olan gazların salınımında sürekli artış olduğunu gösteriyor. Sera gazı salınımı indeksinde taban yılı sayılan 1990 için verilen 1.0 oranına karşılık, 2005 yılı gaz salınımı 1.215 olarak ölçüldü.
CO2, 1750 YILINA GÖRE YÜZDE 40 ARTTI
Sera etkisinin yüzde 62’sine neden olan karbon dioksid küresel ısınmanın başlıca nedenlerinden. 2004’te 376.8 ppm (spart per million) olan milyon parçacık başına CO2 oranı, 2005’te 378.9 ppm’e yükseldi. Endüstri Devrimi öncesi karbondioksidin atmosferdeki oranı 278 ppm’di.
SERA ETKİSİ
Sera etkisi yaratan gazlar, atmosferde bir kimyasal bir kabuk oluşturarak yeryüzüne düşen Güneş ışınlarının uzaya geri yansıtmayarak Dünya’ya hapsediyor. Zaman içinde kaçamayan Güneş ışınları Dünya’nın küresel ısısını artırıyor.
ÇİN’DE KUM FIRTINALARI
Öte yandan, yeryüzünün ısınması sonucu eriyen Tibet ve Himalaya buzulları, Çin’in kuzeyinde kum fırtınalarına ve çölleşmeye yol açıyor. Resmi Yeni Çin haber ajansının haberine göre, Tibet’teki Şinghay buzullarının her yıl yüzde 7’si eriyor. Son 40 yıla ilişkin veriler de, erime sürecinin hızlandığını gösteriyor.
ERİYEN BUZULLAR VE EROZYON
Çin Bilimler Akademisi uzmanlarından Dong Guangrong, ‘Dünya’nın çatısı’ Şinghay Platosu’ndaki buzulların erimesiyle toprakta erozyon meydana geldiğini, bunun da çölleşmeye ve kum fırtınalarına sebebiyet verdiğini vurguluyor. Çin’deki buzulların yüzde 47’si, Himalayalardaki bu platoda bulunuyor. Sarı Irmak ve Mekong gibi birçok ırmak da bu platodan doğuyor.
Pekin’in de bulunduğu Çin’in kuzey bölgesinde, bu yıl 13 kum fırtınası gerçekleşti. Örneğin, 17 Nisan’daki fırtınada, yaklaşık 336 bin ton kum ve tozun biriktiği düşünülüyor.
www.ntvmsnbc.com
Kara altın ve küresel dağılımı
Dünya, son 15 yılda artan tüketimle, petrol rezervlerinin zirve noktasına yaklaşıyor. Dünya rezervlerinin küresel dağılımı ve hangi ülkede ne kadar petrol var? Dünyanın en büyük petrol tüketicisi olan ABD endüstrisi ve günlük yaşamını sürdürmek için, yılda 7.5 milyar varil petrol harcıyor ve bunun yarısını ithal ediyor. Küresel petrol rezervi olan 1.3 trilyon varilin sadece yüzde 1.4’ü ABD’de, süpergüç bu rakamla dünyanın 14’üncü büyük üreticisi.
Türkiye de ise Güneydoğu bölgesinde Batman’da güçlü bir petrol yatağı bulunuyor. Ayrıca, Suriye sınırında Mardin'in Nusaybin İlçesi'nde de 3 kuyuda petrol bulundu.İran ile ABD arasındaki kriz gerginleşirten ham petrol fiyatlarının yükselmesi Dünya’yı telaşlandırıyor. Bilinen petrol rezervlerinin yüzde 81’i sadece 10 ülkede bulunuyor, petrolün orantısız dağılımı fiyatının da yüksek olmasına el veriyor, zira üretici ülkeler arasında rekabet yaşanmıyor. Fiyat artışı da krizleri beraberinde getiriyor; küresel ekonominin petrole bağımlılığı sürdükçe, kara altın için gerginlikler ve savaşlar devam edecek.Bilim insanları dünya ekonomisinin son 15 yılda artan tüketimle petrolün rezervlerinin zirve noktasına yaklaştığını vurguluyor. Yakın bir zamanda gerilemeye geçecek olan petrolün yeni yatakları aranıyor ancak bunların ne kadar yeteceği de belirsiz. İşte CIA Dünya Almanağı’na göre, küresel petrol rezervleri dağılımı.
Nijerya
Afrika’nın en sert rejimlerinden biri olan Nijerya’da dünya rezervinin yüzde 2.5’i bulunuyor. Müslüman ve Hıristiyan unsurlar arasında sürekli gerginlik yaşanan bu ülkede meydana gelen son kriz, petrol fiyatlarının fırlamasına neden olmuştu.
Libya
ABD’nin küresel düşman ilan ettiği Kaddafi’nin yönettiği Libya’da dünya rezervinin yüzde 3’ü bulunuyor.
Rusya
ABD’nin eski hasmı Rusya, dünya rezervinin yüzde 5’ine sahip. Rusya düşük rezerve karşın verimli bir üretimle net ihracat gelirinde Suudi Arabistan’ın ardından ikinci sırada. Petrol gelirleri sayesinde Rusya son iki yılda döviz rezervlerini katladı. Eski süpergüç halen dünyanın beşinci büyük petrol tüketicisi.
Venezüella
Başkan Hugo Chavez’in politik duruşuyla uluslararası arenada itibar kazanan Venezüella, dünya rezervinin yüzde 5.6’sına sahip. Ülkenin ihracat gelirinin yüzre 80’i petroldan geliyor. Venezüella aynı zamanda ABD’nin ham petrol ihtiyacının yüzde 15’ine yakınını karşılıyor, ancak Chavez şimdiye dek bunu bir politik koz olarak kullanmadı.
Kuveyt
ABD’nin 1990’da uğruna Saddam’la savaşmayı göze aldığı bu küçük ülke dünya rezervinin yüzde 7’sine sahip. 1990’dan bu yana Kuveyt hasar görmüş petrol altyapısına 5 milyar dolar harcadı. Ülke, ABD’nin en iyi müttefiklerinden.
Birleşik Arap Emirlikleri
Dünya rezervinin yüzde 7’sine sahip BAE’nin petrolünün 100 yıl yeteceği düşünülüyor. Petrolün 30 yıl önce keşfedilmesine kadar fakir bir ülke olan BAE, şimdi Körfez’in en müreffeh ülkelerinden.
Irak
ABD’nin 2003’te Saddam’ı devirmesinden bu yana henüz tam anlamıyla istikrarın sağlanamadığı Türkiye’nin güney komşusu dünya rezervinin yüzde 8’ine sahip. Irak rezervlerinin 120 yıl boyunca yetmesi bekleniyor. ABD ve İngiltere şimdiden petrol sevkiyatına başladı, yeni kurulan Irak kabinelerinde de petrol bakanlığı en çok tartışılan bakanlık oluyor.
İran
Nükleer teknoloji geliştirdiği iddiasıyla ABD ile gerginlik yaşayan Türkiye’nin bir diğer güney komşusu İran, dünya rezervinin yüzde 10’una sahip. İran, uygulanan ambargo nedeniyle petrolünü direkt olarak ihraç edemiyor.
Kanada
Dünya rezervinin yüzde 13’ü ABD’nin kuzey komşusu Kanada’nın Kuzey Kutbu’na dek uzayan ‘Kanada’nın Vahşi Batısı’ adı verilen uçsuz bucaksız topraklarının altında yatıyor. Dünyanın ikinci büyük petrol rezervine sahip bu ülkede kara altın, derinlerde katran benzeri bir madde olan bitümenin içinde bulunuyor. Bu petrolün işlenir hale gelmesi için, çeşitli kimyasal işlemlerden geçirilmesi gerekiyor. Gelişmiş bir ülke olan Kanada bunu üstesinden gelecek maddi ve bilimsel güce sahip.
Suudi Arabistan
Arap Suudi Krallığı dünya rezervinin yüzde 20’siyle açık ara birinci. ABD’nin petrol ihtiyacının yüzde 11’ini karşılayan Suudi Arabistan aynı zamanda süpergücün en yakın müttefiklerinden.
www.ntvmsnbc.com
Türkiye de ise Güneydoğu bölgesinde Batman’da güçlü bir petrol yatağı bulunuyor. Ayrıca, Suriye sınırında Mardin'in Nusaybin İlçesi'nde de 3 kuyuda petrol bulundu.İran ile ABD arasındaki kriz gerginleşirten ham petrol fiyatlarının yükselmesi Dünya’yı telaşlandırıyor. Bilinen petrol rezervlerinin yüzde 81’i sadece 10 ülkede bulunuyor, petrolün orantısız dağılımı fiyatının da yüksek olmasına el veriyor, zira üretici ülkeler arasında rekabet yaşanmıyor. Fiyat artışı da krizleri beraberinde getiriyor; küresel ekonominin petrole bağımlılığı sürdükçe, kara altın için gerginlikler ve savaşlar devam edecek.Bilim insanları dünya ekonomisinin son 15 yılda artan tüketimle petrolün rezervlerinin zirve noktasına yaklaştığını vurguluyor. Yakın bir zamanda gerilemeye geçecek olan petrolün yeni yatakları aranıyor ancak bunların ne kadar yeteceği de belirsiz. İşte CIA Dünya Almanağı’na göre, küresel petrol rezervleri dağılımı.
Nijerya
Afrika’nın en sert rejimlerinden biri olan Nijerya’da dünya rezervinin yüzde 2.5’i bulunuyor. Müslüman ve Hıristiyan unsurlar arasında sürekli gerginlik yaşanan bu ülkede meydana gelen son kriz, petrol fiyatlarının fırlamasına neden olmuştu.
Libya
ABD’nin küresel düşman ilan ettiği Kaddafi’nin yönettiği Libya’da dünya rezervinin yüzde 3’ü bulunuyor.
Rusya
ABD’nin eski hasmı Rusya, dünya rezervinin yüzde 5’ine sahip. Rusya düşük rezerve karşın verimli bir üretimle net ihracat gelirinde Suudi Arabistan’ın ardından ikinci sırada. Petrol gelirleri sayesinde Rusya son iki yılda döviz rezervlerini katladı. Eski süpergüç halen dünyanın beşinci büyük petrol tüketicisi.
Venezüella
Başkan Hugo Chavez’in politik duruşuyla uluslararası arenada itibar kazanan Venezüella, dünya rezervinin yüzde 5.6’sına sahip. Ülkenin ihracat gelirinin yüzre 80’i petroldan geliyor. Venezüella aynı zamanda ABD’nin ham petrol ihtiyacının yüzde 15’ine yakınını karşılıyor, ancak Chavez şimdiye dek bunu bir politik koz olarak kullanmadı.
Kuveyt
ABD’nin 1990’da uğruna Saddam’la savaşmayı göze aldığı bu küçük ülke dünya rezervinin yüzde 7’sine sahip. 1990’dan bu yana Kuveyt hasar görmüş petrol altyapısına 5 milyar dolar harcadı. Ülke, ABD’nin en iyi müttefiklerinden.
Birleşik Arap Emirlikleri
Dünya rezervinin yüzde 7’sine sahip BAE’nin petrolünün 100 yıl yeteceği düşünülüyor. Petrolün 30 yıl önce keşfedilmesine kadar fakir bir ülke olan BAE, şimdi Körfez’in en müreffeh ülkelerinden.
Irak
ABD’nin 2003’te Saddam’ı devirmesinden bu yana henüz tam anlamıyla istikrarın sağlanamadığı Türkiye’nin güney komşusu dünya rezervinin yüzde 8’ine sahip. Irak rezervlerinin 120 yıl boyunca yetmesi bekleniyor. ABD ve İngiltere şimdiden petrol sevkiyatına başladı, yeni kurulan Irak kabinelerinde de petrol bakanlığı en çok tartışılan bakanlık oluyor.
İran
Nükleer teknoloji geliştirdiği iddiasıyla ABD ile gerginlik yaşayan Türkiye’nin bir diğer güney komşusu İran, dünya rezervinin yüzde 10’una sahip. İran, uygulanan ambargo nedeniyle petrolünü direkt olarak ihraç edemiyor.
Kanada
Dünya rezervinin yüzde 13’ü ABD’nin kuzey komşusu Kanada’nın Kuzey Kutbu’na dek uzayan ‘Kanada’nın Vahşi Batısı’ adı verilen uçsuz bucaksız topraklarının altında yatıyor. Dünyanın ikinci büyük petrol rezervine sahip bu ülkede kara altın, derinlerde katran benzeri bir madde olan bitümenin içinde bulunuyor. Bu petrolün işlenir hale gelmesi için, çeşitli kimyasal işlemlerden geçirilmesi gerekiyor. Gelişmiş bir ülke olan Kanada bunu üstesinden gelecek maddi ve bilimsel güce sahip.
Suudi Arabistan
Arap Suudi Krallığı dünya rezervinin yüzde 20’siyle açık ara birinci. ABD’nin petrol ihtiyacının yüzde 11’ini karşılayan Suudi Arabistan aynı zamanda süpergücün en yakın müttefiklerinden.
www.ntvmsnbc.com
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)